MiMA etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
MiMA etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Ekim 2015 Salı

Eğitim ne demek, ne dememek?

Tdk da kelime anlamı 'Çocukların ve gençlerin toplum yaşayışında yerlerini almaları için gerekli bilgi, beceri ve anlayışları elde etmelerine, kişiliklerini geliştirmelerine okul içinde veya dışında, doğrudan veya dolaylı yardım etme, terbiye' olan bir kelimedir 'eğitim' dedikleri. Peki bu hepimizin çok sık kullandığı ve ne demek olduğunu aslında düşünmediğimiz kelimeyi neden konu edindim?

Çünkü artık düşünmemiz gerekiyor!

Herkesin ahkâm kestiği, ne yapılsa beğenilmeyen, kimseye bir türlü yaranılmayan bir şeydir kendisi. Kimine göre geçmiş yüzyıllarda en güzel örnekleri varken, kimine göre şuan muasır medeniyetler bu meseleyi çözmüştür. Şöyle böyle biz tartışaduralım, asıl mesele havanda su dövdüğümüzdür baylar. Lütfen bu meseleyi tartışmayı bırakıp, olaysız dağılalım. Veya durun dağılmadan önce şunu sormak istiyorum: Elini taşın altına koymak isteyen cesaret timsalleri bulunur mu aranızda?

Eğer varsa yazım esasında sizlere. İlgilenen yoksa ama bu işi bir derinlemesine bilsem, azcık yeni bilgileri tamamen yeni bir şey olarak zihnime kaydetsem ve üzerine düşünsem diyenler buyursun okumaya devam etsin. Ben sadece polemik adamıyım iş üretmek benim işim değil diyorsanız bu yazıdan size ekmek çıkmaz baştan söyleyeyim.

Gelelim esas meselemize… Eğitim diye başladık. Lugat anlamını kavradık, bir de bizim zihinlerimizde eğitim deyince ne canlanıyor ona bakalım. Çoğu kişide eğitim okulla eşdeğer bir anlamda. Dolayısıyla bunun yeri okul, yani sorumluluk okulda. Bir grup da var ki eğitim aileden başlar der. Sorumluluğu ilk olarak ebeveyne verir, okul sonradan sisteme dahil olur. Ve fakat iki tip söylemin hayatında da okulun yeri hayatın merkezidir ve tamamen akademik bilgiden ibarettir.

Şimdi ben bir de kendi fikrimi beyan edeyim bu konuda. Eğitimi meslek olarak icra etmiş bir aile ekolünden gelmekle beraber, sistemin çarklarına uyum sağlamakta çok zorlanmadığımı düşünürken an itibariyle bulunduğum noktada yaşadığım sıkıntılara bakınca eğitim sisteminde başarılı bir şekilde var olmanın beni nasıl budadığını görüyorum.

ALES’ten KPSS’den çok fazla yoğunlaşmadan da iyi puanlar alabiliyorum. Sözel, sayısal vs. adına ne derseniz tüm bölümler bir şekilde üstesinden gelebildiğim akademik meseleler benim için. Yani eğitimden anladığımız akademik bilgiyi kafamıza vura vura, bir şekilde sokabiliyorlar. Peki şuan halihazırda süregelen ve bizimde içinden ‘başarılı’ bir şekilde geçtiğimiz okul süreci yani eğitimin temel merkezi benden neleri budadı?

Kaybettiğim en önemli şey MERAK. İnsanın can damarı, yaşam enerjisi gibi bir şey. Yeni bir şeye başlamak, daha fazla öğrenmek ve daha bir çok yeniliği oluşturabilmenin ilk ve en önemli itici gücü…

Bir başkası SANAT. Birçok farklı alanda kabiliyetim olmasına rağmen, onlar gibi ‘boş işler’le uğraşmak yerine test çözmem, bir şeyler ezberlemem falan gerekiyordu. Dolayısıyla bugün stresle başetme konusunda zorlanıyorum ve kendime uğraştığımda rahatlayacağım bir sanatsal faaliyet bulamıyorum. Sanat ki en güzel duygusal dışavurum aracıdır. Şimdi benden çok uzakta…

Bir diğeri OYUN. Evet doğru okudunuz oyun oynayamıyorum. Çünkü ‘çocuklar oyun oynar, sen artık okula gidiyorsun ders çalışman lazım’ diye bir yalan söyledi vaktiyle biri ve ben buna inandım, çünkü çok ciddi işler yapmam gerekiyordu. Müzik, Resim, Beden ders bile değildi ki! Her sene Takdir Belgesiyle eve gelmeliydim. Önüme konan her sınavı ‘başarıyla’ geçmeliydim. Bunları oyun oynayarak yapamazdım.

Bir başka kaybettiğim özelliğimse ÜRETKENLİK. Kişide doğuştan var olan bir özellik bu. Ama hatırlıyorum okula gitmeden önce arkadaşlar arasında çok kıymetli olan oyun veya oyuncak üretebilme becerim, farklı bir yolla çözdüğüm matematik problemini doğru kabul etmeyen öğretmenimle ve bence dahiyane olan buluşumda kafa bulan bir başka öğretmenimin bana hissettirdikleriyle yavaş yavaş yok oldu.

Kısaca şöyle söyleyeyim baylar: Bütün işi devrettiğimiz okullar bunların hiçbirine destek olmuyorsa ve bütün sınavların ve akademik hayatın sonunda ortaya çıkan insanların %95’i mesleğinden, yaptığı işten, yaşadığı hayattan tatmin olamıyorsa bu yolu artık değiştirmemiz gerekmiyor mu sizce de?

Peki buna karşı ben ne öneriyorum?

Öncelikle insan evladının kapasitesini bir farkedelim lütfen. Şöyle düşünün; yeni bir coğrafyada yolculuk yapacaksınız, elinizde bir harita var ve siz şuanda her yeri siyasi haritada gördüğünüz renklerde sanıyorsunuz. (Lütfen aksini savunmadan sadece ‘gerçekten bu şekilde olabilir’ diye düşünerek devam edin okumaya)

Ben size diyorum ki bu coğrafyada geniş ormanlar var, içlerinden coşkun nehirler akıyor, verimli arazileri var, ve hayvanların otladığı çayırları, karlı dağları, yer yer sarp kayalıkları var. Ve bunların hepsi doğru bir şekilde kullanılmak için, doğru kişiyi bekliyor. Elinizdeki haritaya bakınca burası gitmeye değmeyecek bir kara parçasıyken, ben size bir cenneti vaadediyorum.

Yapmanız gereken tek şey tabiatın dengesini bozmadan buralarda yeni oluşumlara destek olmak. Şöyle ki doğduğu andan itibaren, açlık, tokluk, meme, ağlamak, anne… diye başlayan ve günler ilerledikçe baba, renkler, nesneler, diğer kişiler, eller, ayaklar, yemekler diye ilerleyen bir öğrenme mekanizması zaten yazılımda mevcut. Yani her an öğreniyor zaten.

İlk en büyük hatayı çocukları basit ve anlamayacak bir yaratık olarak düşünmekle yapıyoruz. Sonra bu arkadaş herkesi ve her şeyi parmağına takıp oynatırken anaokulu yaşı geliyor. Büyük bir bilgelik ve özenle onu anaokuluna göndermek gibi erdemli bir davranışta bulunuyoruz. Çünkü bir şeyler öğrenmesi gerekiyor.

Unutmayın bu arazi siz henüz buraya adımınızı atmadığınızda da çok verimliydi. Çocuklar da günlük hayatta siz onlara ‘bu bir, bu iki...’ diye tane tane ders öğretmeseniz de saymayı öğrenebilirler. Peki mesela anaokulu çocuğa aslında neyi öğretmeli?

Benim kanaatim çocuğa okulda ilişki kurabilmeyi, çatışma çözmeyi, problem çözmeyi, fikir yürütmeyi, muhakeme etmeyi, araştırmayı, fikrini ifade etmeyi ve diğerinin fikrini yorum yapmadan dinleyebilmeyi öğretebiliriz. Bunları yapabilen çocuk merak ettiği her türlü bilgiyi zaten öğrenir.

Merakı baltalanmayan çocuk öğrenmekten keyif duyar. İlişki kurabilen bir çocuk, işbirliği yapabilir ve diğerlerini önemser. Muhakeme edebilen çocuk, problem çözer ve ürün geliştirebilir. Bu okul öncesi dönemde bir sanat eseri de olabilir, günlük hayatında kullandığı bir malzemenin işlevini keşfetmek de.

Bu anlattıklarım ütopya değil. Yaşıyorum bunu. Çocuklar bunları gerçekten yapabiliyorlar. Merak ediyorlar, hayal kuruyorlar, oyun oynuyorlar ve bir çok yetişkinden daha fazla üretim kapasitesine sahipler. Sosyal olay ve kavramları anlayabiliyorlar, günlük hayatlarında uyumu, düzeni ve çözümü yaşıyorlar.

Peki diğerleri bunları neden göremiyor? Kalıplarla düşünmeye alıştığımız için. Ezbere tanımları bir kenara koyup ‘bu işin aslı astarı nedir?’ diye bir dönüp bakamadığımız için. Eğitim diye başladım ya hani TDK dedi ya toplum yaşamına adapte olabilmek diye. Bunlarla toplum oluşur ve bunlara dair beceriler geliştiremediğimiz müddetçe kimse hayatından tatmin olamaz.

Değişime bir yerden başlamak gerekiyor. Ve bu işin ilk adımı farklı şeylerin yapıldığını görmek, onların güzel sonuçlar doğuracağına inanmak ve onlara destek olmak. Kim ve nasıl diye çok düşünmeye gerek yok. İşin ucundan tutmuş belli Don Kişotlar var çok şükür. Deneyerek, çok uğraşarak, bazen her şeyi tek başına göğüsleyerek insana dair inancını geleceğe aktarmaya çalışan insanlar var. Onlara ulaşmak çok zor da değil. Bize demeliyim.

Küçük kalplere, minik tohumlar dikiyoruz. Ve biliyoruz ki gün gelip o ağaç meyve vermeye başlayacak. Belki biz görmeyeceğiz o meyveleri ama inanıyoruz ki o meyveler çok büyük işler yapacaklar.

Psk.Büşra Öztin Odabaşoğlu
Minik Mucizeler Akademisi

19 Eylül 2014 Cuma

Uçuşa Hazır Mısınız? - Zeka Oyunları Atölyesi

Sınıftaki sistemimizin bir parçası olan Zeka Oyunları çocukların potansiyellerini daha aktif kullanabilmeleri için mükemmel bir fırsattır. Her çocuğun kendi zeka potansiyelini canlandırabilmesi için zekanın bütününü oluşturan faklı alanlara ait oyunları oynaması gereklidir.

Mesela bulmaca sayfalarının klasiği fark bulma, sudoku gibi oyunlar zekanın farklı bileşenlerini çalıştırır. Bu tarz oyunları düzenli oynadığınızda, zamanla daha kolay çözebildiğinizi farkedersiniz. Aynı mantıkla oynuyoruz zeka oyunlarını. Herkeste var olan ve kullanılmadıkça gelişmeyen bu yönümüzü daha çocuklukta geliştirerek, çocuklarımızın hayata hazırlığına çok önemli bir katkıda bulunmayı hedefliyoruz.

Zeka Oyunları çocuğumuza neler kazandıracak?
Bütün türlerdeki oyunları belirli sürelerde ve düzenli oynadığında çocuklar;
  • Farklı düşünebilme kabiliyetine sahip olacak,
  • Dokunsal ve görsel algıları güçlenecek,
  • Alternatif fikirler üretebilecek,
  • Üç boyutlu düşünebilecek,
  • Akıl yürütüp farklı çözümler üretebilecek,
  • Hayalgücünü daha aktif kullanabilecek.
Bu amaçla Ekim ayından itibaren her cumartesi ilk ve orta okul düzeyindeki çocuklarımıza yönelik yapacağımız Zeka Oyunları Atölyesine herkesi bekleriz.

Sevgiler,
MiMA


 Illustration by Romain Mennetrier

20 Ağustos 2014 Çarşamba

Minik Mucizeler Akademisi - MiMA

MiMA'nın Eğitim Anlayışı

MiMA'da yapılandırmacı eğitim sistemleri diye adlandırılan, kişinin bilgiliyi araştırarak, yaşayarak, deneyimleyerek öğrendiği ve yeni bilgileri kullanarak birbiriyle ilişkilendirdiği öğrenme şeklini kullanıyoruz. Bu sistemi uygulamak sürekli gözlem yapmak, yeni malzeme sunmak, araştırma yapmak ve yeni fikirlere açık olmak gerekliliğini de taşıyor. Tüm ekip olarak bu sürece aynı merak, heyecan ve şevk ile dahil olmak zorunluluğumuz var.

MiMA'da bilgiyi edinme yollarını öğrenmelerinin yanında çocuğa, duygularını ifade etmesi, ilişkilerinde yaşadığı veya kendisine dair problemlerini çözebilmesi, duygusal sıkıntılarını çözebilmesi için uygun ortamlar ve yönlendirmeler sunulmaktadır.

MiMA'nın 'Çocuk' Anlayışı

MiMA'ya göre çocuk sadece kas gelişimi için kağıt kesmesi ve yapıştırması gereken, renkleri öğrenmesi için her rengi tek tek defalarca yüksek sesle söylemesi ve göstermesi gereken, hep bir ağızdan aynı anda aynı işle uğraşması gereken bir organizma değildir. MiMA'nın anlayışına göre, çocuğa bu tip bir yaklaşımda bulunmak çocuğu küçümsemektir.

MiMA'ya göre çocuk, anlama kapasitesi çok geniş (yetişkinden farklı tarzlarda), hayal ve plan yeteneği taze ve işlenmemiş, entellektüel açıdan pek çok farklı bilgiyi alabilecek, aynı zamanda bu bilgileri birbiriyle ilişkilendirip hayatında uygulayabilecek niteliklere sahiptir. Yeter ki yetişkinler onlara uygun ve gerekli ortamları sağlasın ve onları küçümsemesin.

MiMA'ya göre çocuğun içinde büyümesi gereken ortam, ona bir çok bilgiyi sunabilecek kitapların olduğu, farklı çeşitli malzemelerle ilişki kurabileceği, yeni şeyleri deneyebileceği, duygularını ifade edebileceği, doğaya karışabileceği, farklı sosyal çevreleri yaşayabileceği, farklı ortamların havasını soluyabileceği, gözlem yapabileceği, konuşabileceği, fikir üretebileceği, ürettiği fikirlere saygı duyulduğunu bildiği, güven duyduğu, hayat gibi ama daha çok ev gibi huzurlu olmalıdır.

MiMA'da biz çocukları klasik görüşten farklı olarak muhakeme edebilen ve muhatap alınan cüssece küçük insanlar olarak görüyoruz. Bu bağlamda bizi bulunduğumuz noktadan geriye taşıyacak hiçbir oluşumu kabul edemiyoruz. Çocuklarımızın süreçlerine misafir olmak ve bu süreçte onların destekçisi olmak en büyük heyecanımız.

15 Ağustos 2014 Cuma

Astalavista Baby ile Telli Turna Arasındaki Hayat Karmaşası


Her geçen gün yeni bir şey farkediyor farklı kapılardan geçiyorum. Kızım sayesinde. O dört yaşında dünyayı çook merak eden, çok soru soran  ve heyecanlı bir çocuk. Tüm diğer çocuklar gibi...

Arabada çok uzun saatler geçirmemesine özen gösteriyorum. Yaklaşık yarım saatlik bir yolumuz var evden okula. Yani zaten 1 saatini genelde arabada geçiren kızım bu süreyi daha çok soru sorarak, konuşarak ve şarkı söyleyerek değerlendirmeyi tercih ediyor. Araba sessizleştiği anda uyuduğunu anlıyoruz. Bununla birlikte arada radyo açıp onun konuşmasını engellemeye çalışsam da (çok yorgun olduğumda bunu yapıyorum evet) hiç başarılı olamadım şimdiye kadar.

Müzik ve kızım ile ilgili ilgimi çeken şey onun sözsüz yani sadece enstrümantal müzikleri daha çok sevdiği yönündeydi. Hatta ve hatta zaman zaman “anne şu gürültüyü kapatır mısın?” deyişlerine bozuluyor ve “O gürültü değil müzik “dediğim oluyordu (radyoda çalan güncel pop müzikler için bunu söyledi pek çok kez). Bunu her şarkıya yapmıyordu. Bende çok üzerinde durmuyordum.

En son bayram için uzun yola çıkarken birkaç CD aldım yanıma. Biri de Yeni Türkü’nün CD'siydi. Yola çıktıktan yaklaşık yarım saat sonra taktım CD'yi. Ve çok sevdi bizim kız. Telli turna şarkısı ise en sevdiklerinden oldu. İlk sorusu “Telli Turna ne demek?” oldu. Sonra biraz araştırınca telli turnaların nesillerinin tükenmekte olduğunu öğrendik. Zaten dinazorlara olan ilgisiyle bağlantılı olarak nesli tükenen hayvanlar ile ilgili soruların ardı arkası kesilmedi. Sonra “Dünya neden kirleniyor?, Biz de uçurtmalara binelim mi?, Patika ne demek?, Kuşların kanatları bulutlara nasıl takılıyor?" gibi soruları geldi.

Sadece bir şarkı üzerinden neredeyse tüm yol boyunca konuştuk. Fakat hala gündemimizde nesli tükenen hayvanlar ve tabii ki tükenmeyenler de var.

Bizler çocuklarımızın dünyasına giren müziğin ne kadar farkındayız? Çocuklarımız Astalavista Baby de dinleyebilir Telli Turna’da. Fakat her zamanki gibi iyiyi ve kaliteliyi hayatımıza katabilmek ve onu düzenimizin bir parçası yapabilmek için ekstra bir enerjiye ihtiyacımız oluyor. Radyoyu açtığımızda Telli Turna dinleme ihtimalimiz Astalavista Baby’e göre oldukça az. Iyi müzik, farklı müzik hayatımızda ne kadar var.

MiMA’daki eğitim içeriğini belirlerken hep bunu söylüyoruz. Bilgi parça parça değildir. Bilgi katmanlı, geçkili bir bütündür. Müzik, resim, hareket, söz, tabiat bunun birer parçasıdır. Hiçbiri birbirinden bağımsız değildir diyoruz. 

Hala geriye dönüp dönüp müzik ve çocukların müzik ile kurduğu ilişkiyi düşündüğümde yine pek çok zaman olduğu gibi onları küçümsediğimizi görüyorum. Onlar iyiyi ve güzeli bizden daha iyi anlıyorlar ve olduğu yerden bulup çıkarabiliyorlar. Biz pek müdahale etmesek her şey daha kolay olacak belki de.

Tüm bunlarla birlikte bu süreci her zamanki gibi kitap ile destekliyoruz. Nesli tükenen hayvanlar, hayvanların hangi bölgelerde yaşadığı, neden hayvanların nesillerinin tükendiği ile ilgili oldukça fazla kaynak taradım. Kimisinin resimleri iyi değildi, kimisi ise gerçek resimler kullandığı için bu yaşa (4 yaş) uygun değildi ( örn. dinazorlar). Tavsiye edebileceğim birkaç kaynak şu şekilde;

1. Harika Bilim Serisi – Keşfedin Dev Dinazorlar – Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

Resimleri güzel, oldukça kaliteli bir basım, sözü çok uzatmıyor, dinazor çeşitleri ve onların özelliklerini anlatıyor. 8-16 yaş diyor fakat bizim 4 yaş bundan oldukça keyif aldı. Tek sorun boy uzunluğu (42m uzunluğunda), kanat açıklığı (7,8 m) yada 150 milyon yıl önce yaşadı gibi ölçü ve zaman bilgilerinin bu yaşa pek hitap etmemesi.

Uyarı – Çocukların dinazor, köpek balığı, canavar gibi kavramlara ve resimlere verdikleri tepkiler birbirinden çok farklı. Çocuğunuzun böyle bir hassasiyeti varsa; dinazorlardan korkuyor ya da canavar adını bile duyunca ürküyorsa bu tarz kitaplar için biraz daha zamanınız var demektir. Bir yetişkin olarak çocuğunuzun hassasiyetlerini göz önünde bulundurarak mutlaka bir ön inceleme yapmanızı tavsiye ederim.

2. Resimli Ilk Hayvan Atlasım – Mandolin Yayınları

Dünya üzerinde yaşayan hayvanları bölge bölge, kıta kıta gösteriyor. Daha çok görsel bir kaynak fakat oldukça dolu. Az yazı bol resim arayanlar için iyi bir kaynak.

İçinden bir de kıtalardaki hayvan çeşitliliğini gösteren bir dünya haritası çıkıyor. Çok şirin.

3. Neden Niçin Nasıl - Hayvanat Bahçesi – Mikado Çocuk

Üzerinde 4-7 yaş için olduğu yazıyor, sahiden muazzam bir kaynak bu yaş aralığı için. Çizimleri çok güzel, kitabın içerisinde bol miktarda pencere var (ki çocuklar bunları genelde çok sever), bilgiler çok ölçülü verilmiş.

Aynı serinin başka konularla ilgili farklı kitapları da var. Onlar da eğlenceli olabilir.

4. Yaşam Atlası – İlginç Fotoğraflarla Doğa Araştırmaları – Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

Bu kaynak bir çocuk ansiklopedisi niteliğinde. Resimleri çok iyi. Anlatımlar güzel. Biz bu kaynağı sadece hayvan bilgileri için kullanıyoruz. Oldukça fazla hayvan ile ilgili bilgi ve resimler var. Çizim değil gerçek resimler kullanılmış bu da tüm kaynaklarınızın çizim olmaması açısından önemli.

Bu kitapla ilgili tek bir uyarı yapmak istiyorum eğer çocuğunuza varoluş-yaradılış sürecini “evrim teorisi” üzerinden vermek istemiyorsanız bu kaynağı mutlaka öncesinde okumanız, bazı bölümleri tamamen okumadan atlamanız ve bazı bölümlerinden belli kısımlarını çıkarmanız gerekir.


Bu ön inceleme her kitap için gerekli aslında. Her birimizin hassasiyetleri birbirinden çok farklı ve her kitap herkese hitabetmiyor. Bu noktada seçici olacak kişiler bizleriz.

Psikolog Beyza Öztin YAŞAR

21 Temmuz 2014 Pazartesi

Anaokulları neden ehil insanların elinde değil!


Ehil insan ne demek öncelikle, belki de biraz onun üzerine düşünmeliyiz. TDK’da "ehil"in karşılığı olarak “bir işte yetkili olan kişi” diyor. Aslında yetkin demek isteniyor sanırım. Yetkin kişi ise; bir ihtisas alanı olan, belli bir alanda eğitim görmüş ve kendisi yetiştirmiş insan oluyor. İstanbul’da pekçok okul öncesi kurumda çalıştım. Ortaokulu dışardan bitirenler mi dersiniz yoksa servisçilik, marketçilik falan yaptıktan sonra birilerinin anaokulu işinde iyi para olduğunu söylemesiyle bu işe girenler mi...

Düşününce biz bu insanlara çocuklarımızı emanet ediyoruz (Zaten bunu düşünemediğimiz için bu işe girdik). Büyütürken gözlerinin içine baktığımız, maddi-manevi bir zarar görmesinler diye uykusuz kaldığımız çocuklarımızı. Okul yaşına getirene kadar oldukça “hassas ve bilinçli” davranan ailelerin sıra okul seçimine gelince birden pekçok hassasiyetini ve bilincini kaybettikleride görülüyor. Öncelikler değişik çünkü her ailede.

Konumuz ehil kişilerin neden bu işin içinde olmadığı idi. Dağıtmayayım.

Bu işi gerçekten bilen ve en önemlisi seven insanların bu işte fazla kalamamasının bir sebebi olmalı diye düşündüm hep başka okullarda çalışırken. Asıl sebebinin ise fazla uzatmadan söyleyeyim “veliler” olduğunu bana hep söylerlerdi zaten. Bizim şu zamana kadar yaşamadığımız fakat genelde hakim olan “ben buraya para veriyorum, beni idare etmek zorundasınız, ben ne istersem o” mantığı genelde bu sektörde yöneticiyi yıpratan bir durum. Bu hem çocuğun gelişimini hem de okulun veliye yapacağı geri dönüşlerini etkiliyor.

Geçen haftalarda anaokulculuğunda oldukça tecrubeli, uzun zamandır bu işin içinde bir abla ile tanıştık. Abla diyorum bizden yaşça da oldukça büyük. Biz dertlendik tabi ona, hem tecrubelerinden yararlanabilmek, hem de bazı konularda yardım istemek adına. Bize söylediği bir şey çok etkileyici idi; “Eğitim işi %20 den fazla kar bırakıyorsa bilin ki çocukların hakkı size geçiyordur, öbür tarafta boynunuzda yüktür, hesabını veremezsiniz” dedi. Bi rahatladık bi rahatladık bu konuşmadan sonra.

Yeri gelmişken şunu söylemekte fayda görüyorum ki Minik Mucizeler Akademisi sadece 15 çocuk kapasitesi olan ve kar amacı olamayan bir projedir. Biz eğer 200-300 lira diğer aya devrederse acaba onunla çocuklar için önümüzdeki ay ne yapabiliriz diye düşünenlerdeniz. Bu bize kimsenin “kaprisleri” ile uğraşmama lüksünü de sağlıyor. Buradaki kapris kelimesi lütfen yanlış anlaşılmasın. Çocukları için gerçekçi endişeleri ve istekleri olan ebevynlerden bahsetmiyorum. “Kapris”ten bahsediyorum.


Sonuç olarak bir taraftan istediğimiz gibi bir okul bulamamaktan şikayet ederken diğer taraftan gerçekten “eğitim” den çok çok uzaklarda beklentilerden bahsediyoruz. Hem neden kimse şunları da yapmıyor diyoruz ama hiçbir şeyin ucundan tutmuyoruz. Daha fazla fikir, daha fazla enerji, daha fazla birliktelik ve daha fazla nezakete ihtiyacımız var! Gerçekten çocuklarımızın bize ve ailelerine bir emanet oluşları sorumluluğu ile bakıyorsak hayata.

26 Haziran 2014 Perşembe

Minik Mucizeler Akademisi 2013-2014 Sezon Finali

Sene başında çok net olarak söylemiştik tüm velilerimize, sene sonu gösterisi yapmayacağımızı. Başta üzüldüler aslında, malum pek çok aile çocuğunu "sahne"de görmek istiyor. Daha sene başından bu kadar net oluşumuzun sebebi ise çocukları böyle bir strese sokmak istememizin yanı sıra tanımlı ve yetişkinler tarafından belirlenmiş bir programı çocuklara dayatmak istemememizdi. Sene içerisindeki gidişattan yola çıkarak okulun kapanmasına 2 ay kala çocuklardan programda ne yapacaklarına dair fikirler çıkmaya başladı. Sonuçta sene içerisinde öğrendikleri ve aynı zamanda kendi yaptıkları şarkılardan bir mini konser vermeye karar verdiler. Zaten bildikleri ve her detayına hakim oldukları bir repertuvarları olduğu için çocuklar hiç yıpranmadan bu süreci atlattılar.

 Bizim özellikle odaklandığımız nokta "çocukların yıpranmaması" noktası idi. Klasik anaokullarında sene sonu programı hazırlıkları ciddi sancılarla yapılır. Çocuklara tüm müfredat bir kenera konarak şiirler ezbeletilmeye, rontlar oynatılmaya başlanır. Tüm bu çalışmalar aynı zamanda evlere de gönderilip okuldaki performans anksiyetesine anne babalar da itinayla dahil edilir. Burada çocukların ne hissettikleri, süreçteki kaygıları, başarılı olma yada olamama gerginlikleri, çevredeki yetişkinlerin "bir programa" aşırı anlam yüklemeleri gibi pek çok şey gözden kaçırılır.

 İşte tüm bunlardan çocuklarımızı ve velilerimizi uzak tutmak istedik. Programı planlarken okul genelinde de sürekli vurguladığımız her çocuğun özgün ve özel olduğu noktasından yola çıktık. Tüm seneyi nasıl geçirdiğimizi bir bütün halinde anlatmak istedik. Bunun için "bir sene boyunca neler yaptık" konseptli bir tanıtım filmi hazırladık. Program bu film ile başladı.

 

Ardından çocuklar sahneye çıktılar. Konserleri yaklaşık yarım saat sürdü. Program başlamadan önce sadece bir kez prova yaptık. O provayı da kendi teknik altyapımızı denemek için yaptık. Çocuklar şarkılarını nerede söyleyeceklerini görmüş oldular böylece. Hatta bu provada yeni solistler oluştu. Çocuklara sahnede ne yapmaları gerektiğine dair herhangi bir talimat vermedik. Şarkılar zaten gayet hakim oldukları ve sınıfta sürekli beraber söyledikleri şarkılardı.

Son bölümde de her çocuğumuz için özel olarak hazırladığımız 2 dakikalık videolar vardı. Yaklaşık 40 dakika bu bölüm sürdü. Her bir çocuk önce videosunu izledi ardından öğretmeninden "tebrik belgesi" aldı. En büyük endişelerimizden biri çocukların bu kadar süre sahnede sıkılmaları durumunda ne yapacağımızla ilgiliydi fakat onlar sahnede gayet eğlendi ve herhangi bir sıkıntı yaşamadık.



Vel hasılı kelam güzel, eğlenceli ve samimi bir program yaptık. Çocuklar çok eğlendi, bu program zihinlerinde gergin ve stresli bir anı olarak değil; eğlenceli ve aydınlık bir hatıra olarak kalacak.

Biz bu seneyi biraz yorgun ama başarıyla tamamladık. Ve sene içerisinde ki "çocuk merkezli eğitim" karizmamızı sene sonu programında da çizdirmedik :)

Sevgilerimizle,

MiMA...

24 Mart 2014 Pazartesi

Küçük Prens

Küçük Prens'i okudunuz mu? Çoğu insan onun bir çocuk kitabı olduğunu düşünür.Küçük Prens bilge bir çocuktur. Tüm kitap boyunca yetişkinlerle ilgili yorumlar yapar. Kimi zaman bir coğrafyacı, bazen bir kral, bazen de bir ayyaşla konuşur. Kendi bakış açısından yetişkin dünyasını  değerlendirir ve bize yetişkinlerin önem verdiği şeylerin bir çocuk bakış açısından nasıl göründüğünü gösterir.

Karşılaştığı her insanın temsil ettiği bazı özellikler göze çarpar. Bunlar dünyadaki insan tipleri ve her insanın kendi karakterinde bulunan halleri de temsil eder. Mesela bir gezegende bir fenerci yaşamaktadır. Gece olduğunda feneri yakıp, gündüz olduğunda söndürmekle görevlidir çünkü yönetmelik böyle söyler. Fenerci aslında uyumayı çok sever. Eskiden feneri yakmasıyla söndürmesi arasındaki bütün zamanı uyuyarak değerlendirirken, artık gezegeni çok küçüldüğü için fenerini yaktıktan hemen sonra güneş batar ve söndürmesi gerekir. Dolayısıyla uyumaya hiç vakti kalmaz. Bu hikayedeki kahramanın özelliğini dünyadaki bir insan tipi olarak da, her insanda bulunan bir karakter özelliği olarak da algılayabiliriz. Şöyle ki; bir devlet dairesine gittiğinizde işinizi çözmek için değil, işi kitabına uygun yapmak için uğraşan memurlarla karşılaşmışsınızdır. Kurallar ne kadar işlevsiz de olsa o kişi için önemli olan işlevi değil kuralı uyguluyor olmaktır. Bazen de kendi hayatımızda bunu yaparken buluruz kendimizi. Anneliğimiz veya evliliğimiz süregelen kurallara dönüşüvermiştir. Ne kadar işlevsel olduğunu veya gerçekten etkili ve iyi sonuçlara sebep olup olmadığını düşünmeden öğrendiğimiz "yönetmelik"leri uygulamaya devam ederiz.
 
 Kıymet kavramı üzerinde de sıklıkla değerlendirmeler yapar Küçük Prens. Bir şeyin sizin için değerli olmasını sağlayan ona ayırdığınız zamandır. Bununla ilgili tilkiyle yaptığı sohbetten , gülünü hatırlayış ve özleyişinden ve çölle ilgili söylediklerinden daha çok detay vermek isterdim ama veremeyeceğim.Çünkü kendiniz okursanız tadı çok başka olur. Ama şunu söylemeliyim ki; kitap soyut kavramları öylesine hikaye gibi ama gerçeğin içinden anlatıyor ki anlamakta ve anlatmakta  zorlandığınız kavramları da bir çırpıda anlıyorsunuz.
   
Kitap içinde pek çok temsili barındırıyor. Hem kendi hayatımızı, hem dünyanın genel gidişatını bir çocuğun gözünden görmek, kendi bulunduğunuz yeri daha farklı bir şekilde sorgulamanızı sağlıyor. Kendi çocukluğunuzdan bugünü seyretmek size ne kadar memmuniyet duygusu yaşatıyor? Okurken bu ve bunun gibi pek çok yönden kendimizi sorguluyoruz. Bazı işleri daha kısa sürede yapıp artırılacak zamanın nasıl kullanılacağından, sayıların hayatımızdaki yeri ve öneminden, önemli işler kavramının çocuk dünyasında ne anlama geldiğinden, çocukluktan bu yana kaybettiklerimizden ve bunun gibi daha bir çok konuyla ilgili bilgiler barındırıyor.

    Daha fazla detay verip kitabın tadını kaçırmak istemiyoruz. Ama bu bakış açısıyla kitabı bir kez daha okuduğunuzda hikayenin bir çok yerini daha farklı değerlendirebilirsiniz.

Sevgilerimle,
Psk.Büşra Odabaşoğlu


Editör: Esma Bıyık

30 Aralık 2013 Pazartesi

Rüya Gibi Çocuk Kitapçıları 1 - Tales On Moon Lane


Çook önceden planladığım Aralık ayında bir kaçamak yapalım dediğim zevkli bir gezi sonrasından yazıyorum sizlere :) Önce 5 gün İngiltere, ardından 2 gün Belçika'yı gezdik. Tabii ki bu arada bol bol kitapçı gezdim. İngiltere için gitmeden araştırdığım 3 çocuk kitapçısı vardı. Bunların birinin kapandığını gördük gittiğimizde maalesef. Amaaa diğer ikisini gezme imkanımız oldu.

Bunlardan ilki "Tales On Moon Lane". Ödüllü bir çocuk kitapçısı. Küçük fakat dolu dolu ve çok samimi.


Resimlerde görülmüyor ama kapıdan girince hemen solda iki kişilik bir kanepe bulunuyor. Girişteki mekan tamamen illistrasyonlu çocuk kitapları. Birde kitapçının arka tarafında küçük bir oda var (tenten'li oda) orada da daha büyük çocuklar için okuma kitapları bulunuyor.





Bu iki alan arasındaki koridorda bir duvar var ki epey bir süre hayran hayran izledim :) .. İmza günü için gelen illistratörler bu duvara çizimler yapmışlar. İmza günleri sıklıkla yapılıyor. Bununla birlikte okuma atölyeleri de oluyor. Her taraf dolu dolu. İnanılmaz güzel kitaplar var. Buradan aldığım kitapları da önümüzdeki günlerde blogda paylaşacağım.


Büyülü biryer. İçeri girimce çıkasınız gelmiyor. Çok fazla ziyaretçisi var. Biz orada yaklaşık bir saat kaldık. Sürekli gelen gideni vardı. Kitaptan başka oyuncak, yapboz, kart, sticker, boya gibi pekçok eğlenceli malzeme var. Herşeye dokunmak serbest. Tüm kitapları okuyabilirsiniz. Aynı rahatlık çocuklar için de geçerli. Gelen çocuklar içerideki herşeyle oynayabiliyorlar.

Bizim gittiğimiz dönem tam yılbaşı öncesi olduğundan heryerde, vitrinlerde, caddelerde daha heyecanlı ve özenli hazırlıklar ve süslemeler vardı.


Kitaplar içerik olarak bizde ki çocuk kitaplarından çok farklı. Daha gelişmiş; hem seçilen konular açısından hem de çizimler muazzam. Çoğu kitapta ciddi felsefeler var. Yetişkin zihnini dumur edebiliyor. Önümüzde ki günlerde burada paylaşacağım kitaplardan biri tam böyle. Çocuklara anlatmakda zorlandığımız kayıp, ölüm algısı ve hatta bu kaybı yaşamış bir çocuğu anlama, onun dünyayı anlamlandırması üzerinden çocuğu tanıma konusunda yetişkinlere yardımcı olacak güzel kitaplar vardı.


Bununla birlikte - "Öldükten sonra nereye gideceğiz" sorusuna hiçbir dine gönderme yapmadan ama o kadar naif, anlaşılır ve rahat bir anlatımla cevap sunuluyor ki! Kesinlikle görülmesi lazım.


Eğer yolunuz İngiltere'ye düşerse ve çocuk kitaplarına ilginiz varsa kesinlikle uğramanızı tavsiye ederim.


http://talesonmoonlane.co.uk  internet sitesinden de başka görseller ve etkinlikler takvimini görebilirsiniz...


Çok renkli, çok kitaplı, bol keyifli günler ve haftalar diliyorum...


Psikolog Beyza YAŞAR

MiMA Psikoloji - Minik Mucizeler Akademisi

26 Aralık 2013 Perşembe

Çocuğun oyun gücü adına! OYUN TERAPİSİ

Bundan yıllaaar önce, çocuklar sadece görülen fakat işitilmeyen varlıklar iken, sadece küçük boyutlu yetişkinler gibi davranılır ve düşünülürler imiş. Sadece son on yıllarda çocuklara tam olmasa da birazcık önem ve saygı duyulmaya başlanmış. Halbuki çocuklar birçok duyguları olan, her şeyi ve her şey hakkında anlayışları olan minik insanoğulları imiş…

Hepimizin bildiği gibi özellikle 8 yaş altındaki çocuklar, kendi duygularını ve mantıklarını bize anlatabilecek bilişsel beceriye sahip olmadıklarından, bunları anlatmada tam doğru ifade ve tariflerde bulunamazlar. İşte bu sebepledir ki bir çocuk çıkıp da bize, “öylesine korkularım var ki, o yüzden artık yemek yemek istemiyorum” veya “kardeşimi ölesiye kıskanıyorum ki, bu yüzden altımı ıslatıyorum” veya “şu kişi beni rahatsız ettiği için ben kendimi uyarmaya başladım” diyemez.. Bulundukları şartların, olayların kendilerini nasıl etkilediğini tam da bu yüzden bize söyleyemezler.

İşte tam bu aşamada oyun terapisi devreye girer. Çocukların aslında tek iletişim biçimi olan oyun yolu ile, çocukların kendi ritimlerinde kendi süreçlerinde kendi kendilerini iyileştirmelerini hedefler oyun terapisi. Eski zamanlarda çocukları bir yetişkin gibi kabul eden ve onlara sürekli neyin doğru neyin yanlış olduğunu söyleyerek baskılayarak değiştireceğini zanneden zihniyetin tam tersidir oyun terapisi.

Çünkü biz artık farkındayız ki, özellikle küçük yaş çocuklara telkin ve düzeltme yoluyla kalıcı sonuçlar veya sözde çözümler üretmek mümkün değil! Çocuğun doğuştan getirdiği kendinde var olan inanılmaz iyileştirme gücüne ve bu gücü çocuğun kendi sürecinde ortaya çıkarabileceğine inanan bir çocuğa yaklaşımdır bu.

Terapi sürecide oyun terapistinin konumu, çocuğu şartsız koşulsuz kabul eden, çocuğun kendisine güven duyduğu, çocuğun kendisinin varlığında rahat ve özgür hissettiği, çocuğu olduğu gibi aynalayan ve konusuna göre çocuğu olumlu besleyen kişi olmaktır. Çocuk oyun terapisti ile kurduğu ilişki yoluyla kendine iyileşmesi için en uygun kabı, kozayı örer ve bir nevi iyileşmiş olarak bu kabından gerçek dünyasına geri döner.

Oyun terapisine getirilen konulardan bazılarını şöyle sıralayabiliriz. Bazen sevdiği bir yakınının ölümünden sonra farklı davranmaya başlar çocuklar; bazen anne-baba arasındaki kavgalara şahit olurlar; bazen karanlık ve canavar korkularının aşırılığı yüzünden oyun terapisine getirilirler; bazen aşırı takıntıları ve hayata normalin dışında kriterlerde saplanıp kaldıkları için haklarında endişelenilirler; kimi ebeveyn çocuğunun boşanma sürecini daha kolay atlatması ve adapte olabilmesi için başvurur; kimi çocuk hayatında değişiklikler ile başa çıkamadığı için 1-2 yaş gelişimsel olarak gerileme gösterdiği için getirilir; bazıları çocuğunun mastürbasyonu keşfetmesi ve sürdürmesi sonrasındaki kaygıları ile gelir; kimisi ise sürekli devam eden alt ıslatma sorunu ile terapötik sürece alınır.

Oyun terapisinin çocuklara yardımcı olacağı başlıca konular şunlardır:

o   İstismar (Duygusal, Fiziksel ve Cinsel)
o   Evlatlık alınmaya & Evlat edinmeye adaptasyon
o   Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite
o   Öfke/ Sinirlilik
o   Bağlanma Sorunları
o   Otistik Spekturum
o   Davranışsal Problemler
o   Bir yakınının ölümü/ Kayıp
o   Başkasının zorbalığına/saldırısına uğramak
o   İletişim problemleri
o   Gecikmiş Gelişim
o   Depresyon
o   Kabuslar/ Gece korkuları
o   Fiziksel Yetersizlikler
o   Zayıf Okul Katılımı/ Başarısı
o   İlişkiye dair konular
o   Seçici sessizlik/ dilsizlik
o   Ayrı/ Boşanmış Ebeveynler
o   Sosyal Dışlanma
o   Travma
o   Performans düşüklüğü (Akademik, Sosyal, Kültürel)
o   İçine kapanık kişilik

Oyun terapisine en iyi başlama yaşı 2’dir.

Oyun terapi süreci ideal olarak 6 ardışık seansı izleyen toplamda ortalama 20 seans sonucu kesin sonuç verir. Bu da sürece göre ortama 3-4 ay demektir. Oyun terapisine paralel aile ve özellikle anne eğitimi de yapılmaktadır.

MiMA Psikoloji


23 Aralık 2013 Pazartesi

Anne Destek Yaşantı Grupları Başlıyor!!

Her dönemin kendine göre farklı zorlukları olduğundan annelere bu zorluklarla başedebilmeleri için destek grupları oluşturuyoruz.

0-3 yaş
Anneliğin ilk tecrübeleri, büyüme dönemlerinin yenilikleri ve değişiklikleri sebebiyle yaşanan kaygı ile başedebilmek amacıyla oluşturduğumuz yaşantı grubumuzda yaşanan ilk tecrübeler ve güçlükler paylaşılacak, çocukların gelişimleri takip edilecek ve sorunlara dair danışmanlık verilecektir. Bebeğinizin büyüme aşamalarının takibi ve ebeveynlerin onun büyümesine adaptasyon çalışmaları yapılacaktır. Çocukların ihtiyaçları, Annelerin ihtiyaçları ve günlük yaşam döngüsü konularında bireysel danışmanlığı da içeren çalışmamız 16 Ocak 2014 perşembe günü başlayacaktır.

3-6 yaş

 Çocukların daha çok sormaya başladıkları, kendi kendilerine bazı şeyleri yapmaya çalıştıkları, eğlenceli ama bir o kadar da zor dönemlerinden olan 3-6 yaş arası çocuğu olan annelere destek grubu oluşturuyoruz. Çocukların iletişim yöntemleri, öğrenme şekilleri, hayal gücü ve oyun tekniklerinin desteklenmesi, sorularına sağlıklı cevap verebilme( ölüm, arkadaşlık, cinsellik gibi konulardaki sorular), pozitif disiplin, sınırlar gibi konularda anneleri bilgilendirerek çocukların sorunlarıyla başedebilmelerini sağlanacaktır. bireysel danışmanlığı, annelik deneyimlerinin paylaşımı da içeren yaşantı grubumuz 16 Ocak 2014 perşembe günü başlayacaktır.

Psikolog Büşra Odabaşoğlu ve Psikolog Beyza Yaşar tarafından yönetilecek "Destek Grubu"'muz ayda 2 oturum olarak gerçekleştirilecektir.
Toplam 6 ay sürecektir (Ocak - Haziran).
Her bir yaş grubu için kontenjan 7 kişi ile sınırlıdır. Kapalı grup olacaktır. (Aradan katılım sağlanmayacaktır)

Şartlar ve kayıt için lütfen minikmucizelerakademisi@gmail.com adresinden ya da 02164426042 nolu telefondan bize ulaşın…