MiMA Psikoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
MiMA Psikoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Eylül 2014 Cuma

Uçuşa Hazır Mısınız? - Zeka Oyunları Atölyesi

Sınıftaki sistemimizin bir parçası olan Zeka Oyunları çocukların potansiyellerini daha aktif kullanabilmeleri için mükemmel bir fırsattır. Her çocuğun kendi zeka potansiyelini canlandırabilmesi için zekanın bütününü oluşturan faklı alanlara ait oyunları oynaması gereklidir.

Mesela bulmaca sayfalarının klasiği fark bulma, sudoku gibi oyunlar zekanın farklı bileşenlerini çalıştırır. Bu tarz oyunları düzenli oynadığınızda, zamanla daha kolay çözebildiğinizi farkedersiniz. Aynı mantıkla oynuyoruz zeka oyunlarını. Herkeste var olan ve kullanılmadıkça gelişmeyen bu yönümüzü daha çocuklukta geliştirerek, çocuklarımızın hayata hazırlığına çok önemli bir katkıda bulunmayı hedefliyoruz.

Zeka Oyunları çocuğumuza neler kazandıracak?
Bütün türlerdeki oyunları belirli sürelerde ve düzenli oynadığında çocuklar;
  • Farklı düşünebilme kabiliyetine sahip olacak,
  • Dokunsal ve görsel algıları güçlenecek,
  • Alternatif fikirler üretebilecek,
  • Üç boyutlu düşünebilecek,
  • Akıl yürütüp farklı çözümler üretebilecek,
  • Hayalgücünü daha aktif kullanabilecek.
Bu amaçla Ekim ayından itibaren her cumartesi ilk ve orta okul düzeyindeki çocuklarımıza yönelik yapacağımız Zeka Oyunları Atölyesine herkesi bekleriz.

Sevgiler,
MiMA


 Illustration by Romain Mennetrier

24 Mart 2014 Pazartesi

Küçük Prens

Küçük Prens'i okudunuz mu? Çoğu insan onun bir çocuk kitabı olduğunu düşünür.Küçük Prens bilge bir çocuktur. Tüm kitap boyunca yetişkinlerle ilgili yorumlar yapar. Kimi zaman bir coğrafyacı, bazen bir kral, bazen de bir ayyaşla konuşur. Kendi bakış açısından yetişkin dünyasını  değerlendirir ve bize yetişkinlerin önem verdiği şeylerin bir çocuk bakış açısından nasıl göründüğünü gösterir.

Karşılaştığı her insanın temsil ettiği bazı özellikler göze çarpar. Bunlar dünyadaki insan tipleri ve her insanın kendi karakterinde bulunan halleri de temsil eder. Mesela bir gezegende bir fenerci yaşamaktadır. Gece olduğunda feneri yakıp, gündüz olduğunda söndürmekle görevlidir çünkü yönetmelik böyle söyler. Fenerci aslında uyumayı çok sever. Eskiden feneri yakmasıyla söndürmesi arasındaki bütün zamanı uyuyarak değerlendirirken, artık gezegeni çok küçüldüğü için fenerini yaktıktan hemen sonra güneş batar ve söndürmesi gerekir. Dolayısıyla uyumaya hiç vakti kalmaz. Bu hikayedeki kahramanın özelliğini dünyadaki bir insan tipi olarak da, her insanda bulunan bir karakter özelliği olarak da algılayabiliriz. Şöyle ki; bir devlet dairesine gittiğinizde işinizi çözmek için değil, işi kitabına uygun yapmak için uğraşan memurlarla karşılaşmışsınızdır. Kurallar ne kadar işlevsiz de olsa o kişi için önemli olan işlevi değil kuralı uyguluyor olmaktır. Bazen de kendi hayatımızda bunu yaparken buluruz kendimizi. Anneliğimiz veya evliliğimiz süregelen kurallara dönüşüvermiştir. Ne kadar işlevsel olduğunu veya gerçekten etkili ve iyi sonuçlara sebep olup olmadığını düşünmeden öğrendiğimiz "yönetmelik"leri uygulamaya devam ederiz.
 
 Kıymet kavramı üzerinde de sıklıkla değerlendirmeler yapar Küçük Prens. Bir şeyin sizin için değerli olmasını sağlayan ona ayırdığınız zamandır. Bununla ilgili tilkiyle yaptığı sohbetten , gülünü hatırlayış ve özleyişinden ve çölle ilgili söylediklerinden daha çok detay vermek isterdim ama veremeyeceğim.Çünkü kendiniz okursanız tadı çok başka olur. Ama şunu söylemeliyim ki; kitap soyut kavramları öylesine hikaye gibi ama gerçeğin içinden anlatıyor ki anlamakta ve anlatmakta  zorlandığınız kavramları da bir çırpıda anlıyorsunuz.
   
Kitap içinde pek çok temsili barındırıyor. Hem kendi hayatımızı, hem dünyanın genel gidişatını bir çocuğun gözünden görmek, kendi bulunduğunuz yeri daha farklı bir şekilde sorgulamanızı sağlıyor. Kendi çocukluğunuzdan bugünü seyretmek size ne kadar memmuniyet duygusu yaşatıyor? Okurken bu ve bunun gibi pek çok yönden kendimizi sorguluyoruz. Bazı işleri daha kısa sürede yapıp artırılacak zamanın nasıl kullanılacağından, sayıların hayatımızdaki yeri ve öneminden, önemli işler kavramının çocuk dünyasında ne anlama geldiğinden, çocukluktan bu yana kaybettiklerimizden ve bunun gibi daha bir çok konuyla ilgili bilgiler barındırıyor.

    Daha fazla detay verip kitabın tadını kaçırmak istemiyoruz. Ama bu bakış açısıyla kitabı bir kez daha okuduğunuzda hikayenin bir çok yerini daha farklı değerlendirebilirsiniz.

Sevgilerimle,
Psk.Büşra Odabaşoğlu


Editör: Esma Bıyık

20 Şubat 2014 Perşembe

Çocuklara Ölümü Anlatmak! 1 - THE SCAR -

Aralık ayıydı. Yeryüzündeki en güzel çocuk kitapçılarından birine girdik eşimle. Başladım dolaşmaya. Burası hem kitapçı, hem oyuncakçı, hem de kafeydi. Kitaplara yöneldim önce, bir dolu kitap seçtim kendime; tüm dikkatimi çekenleri topladım oturdum yere okumaya başladım. İki şeye dikkat ederim kitap seçerken; illistrasyon - çizim tarzı - ve kapak tasarımı. Bu bağlamda seçerim, hikaye de diğer ikisi gibi sağlamsa alırım kitabı. Başladım birini okumaya, ismi “THE SCAR” kitabın...

Son zamanlarda çocuklara ölümü anlatma, çocukların insanın en önemli varoluş meselelerinden biri olan ölümü anlamlandırma ve yaşama süreçleri gibi konularla ilgili kitaplar okurken ve kafa yorarken çıktı karşıma bu kitap. Konusu annesini yeni kaybeden bir çocuğun bu süreci yaşaması, duyguları, kurduğu ilişkiler, çevresindeki her şey ve herkesi yeniden anlamlandırma öyküsü.

Uzun uzun bahsedeceğim kitaptan; Charlotte Moundlic yazmış, Oliver Tallec resimlemiş ve kitabı Walker Books yayınlamış. (Bu arada aldığım kitapların çoğu Walker Books’tan çıkan kitaplardı.) Kitap, duyguyu o kadar güzel aktarmış ki! Orada, yerde otururken tekrar tekrar okuduğum sayfalar, gözümün kilitlendiği kelimeler oldu. Sıradışı, kuvvetli, etkili, dürüst ve insanın kalbini parçalayan, taa derinlerde bir yerlere dokunan kırılgan bir hikaye.

Annem bu sabah öldü.
Aslında gerçekten bu sabah değil.
Babam gece öldüğünü söyledi.
Fakat ben gece uyuyordum.
Bana göre bu sabah öldü.” diye başlıyor kitap.

Kitap çocuğun dilinden yazılmış. Bir kahraman ismi yok! Anne, baba ve bir de anneanne var hikayenin içerisinde.

Dün annem hâlâ hayattaydı. Yatağında yatıyordu, bana gülümsedi ve tüm hayatı boyunca beni seveceğini fakat artık çok yorgun olduğunu, vücudunun onu taşıyamadığını ve sonsuza doğru gideceğini söyledi. Ben de dinlendikten sonra geri gelebileceğini, onu burada bekleyeceğimi söyledim.

Bunu çok istediğini fakat bunun mümkün olmadığını söyledi. Gülüşü küçüldü ve gözleri yaşardı. Bu beni çok sinirlendirdi. Madem böyle olacaktı, ben de artık onun oğlu olmayacaktım. Madem oğlu büyümeden bırakıp gidecekti, o zaman bir çocuk sahibi olmasaydı.

Annem biraz güldü fakat ben ağladım; çünkü gerçekten öleceğini biliyordum.

Malumunuz tüm kitabı buraya yazamam. Çok isterim ama yapamam. Bu kadarı bile insanın içini kıyarken ileriki sayfalarda göz yaşlarınızı tutamıyorsunuz. Hikayenin ilerleyen bölümlerinde küçük kahramanımızın (ki o gerçekten bir savaş kahramanı) önce babası ile olan diyalogları içerisinde öfkesine tanık oluyoruz. “Nasıl olur da bizi bırakıp gider.” diyor mesela ya da nasıl tost sevdiğini babasına öğretmediği için kızıyor annesine. Bir yandan da babasına bakılması gerektiğini düşünüyor. “Üzülme ben sana bakarım.”diyor babasına ve sonrasında “Birazcık ağladım; çünkü gerçekten bir babaya nasıl bakılmasını gerektiğini bilmiyorum.” diyor küçük kahraman.

Aradan birkaç gece geçiyor.  Ben artık uyumak istemiyorum, biraz karnım ağrıyor ve babama da bakamıyorum.

Annemin kokusunu unutmak istemiyorum fakat o yavaş yavaş yok oluyor. Ben de gitmesin diye tüm camları kapatıyorum. Babam bana kızıyor çünkü yaz, hava çok sıcak ve o artık benle nasıl konuşması gerektiğini de bilmiyor. Bence bana bakmak onu incitiyor, çünkü gözlerim aynı anneminkilere benziyor.

Ona neden pencereleri kapattığımı anlatamıyorum. Annemi içime çekiyorum, ne zaman “annem” desem, o ağlamaya başlıyor.

Giden sadece kokusu değil, onun sesini de çok az hatırlayabiliyorum. Ben de kulaklarımı tıkıyorum, gözlerimi yumuyorum ve ağzımı sıkı sıkı kapatıyorum ki benimle kalsın. (Burnumu kapayamıyorum, çünkü nefes almaya ihtiyacım var.)

Kitabı yazamam dedim ama yazıyorum :). Durmam lazım. Artık anlatacağım – diyaloglar çok iyi olsa da... –

Birgün bahçede oynarken düşüyor ve bacağını kanatıyor. Bu sırada annesinin cesur olması gerektiği ile ilgili söylediklerini duyuyor birden, yani annesinin sesini duyuyor. Sonrasında yara kabuk bağladıkça onu tekrar kanatıyor küçük kahraman, tekrar tekrar bunu yapıyor.

Sonra birgün anneannesi geliyor. “Biraz endişeliyim çünkü şimdi bakmam gereken iki üzgün yetişkin var.” diyor. Bu arada annneanne evde biraz dolaştıktan sonra içeriyi çok sıcak bularak camları açıyor. Bu bizim kahramanımız için son nokta oluyor. Kendisini yerlere atarak bağırmaya, çığlıklar atmaya ve tepinmeye başlıyor. Bu noktada artık çok yorulduğunu ve camları kapamazlarsa annesinin uçup gideceğini söylüyor.

Bilge anneanne çocuğa iyice yaklaşıyor. Onun ellerini kendi ellerinin içine alıp kalbinin üzerine yerleştiriyor ve “annen burada, endişelenme o hiçbir yere gitmeyecek.” diyor.

Ve iyileşme bu noktada başlıyor.

Kitabın sonrası da çok güzel kurgulanmış; iyileşme süreci anlatılıyor. Bu arada yarası da iyileşiyor; o yaraya artık ihtiyacı olmadığını bilse de üzülüyor aslında. Ama süreci kendince hafifletiyor.

Öncelikle süper bir metefor kullanıyor yazar. Yara ve kabuk. Bizim de özellikle ebeveynlerini kaybeden çocuklarda her zaman bunu göz önünde bulundurmamız gerekiyor. Burada bir yara var. Zamanla kabuk bağlayacak bir yara. Öfke, hırçınlık, endişe, üzüntü hepsi bu sürecin, iyileşme sürecinin bir parçası. Fakat çocukların çevresindeki diğer kişiler nerede olmalı, duruşları nasıl olmalı, bunlar çok önemli sorular...

Yukarıdaki hikayeden de anlaşılacağı üzere çocuklar her şeyi anlıyorlar. Hatta çok derinlemesine anlıyorlar. Çok etraflıca değerlendirebiliyorlar. Burada sizin hep orada onun için, onun sorularının cevapları için beklediğinizi bilmeli çocuk. Bu acının normal bir şey olduğu anlatılmalı. Her zaman süreç ve olaylarla ilgili bilgilendirilmeli, kendi yaşının gerektirdiği düzeyde.  Neyle karşılaşacağını bilmeyen çocuk her zaman daha hırçın olur. Tedirgindir çünkü. Kendimizden pay biçelim, hangimiz severiz tatsız sürprizleri. Ama olayla ilgili bilgimiz olursa birazcık da olsa daha kolay tahammül edebiliriz duruma. Aynı durum çocuklar için de geçerli.

Ölümü çocuklara anlatmak hem öğretmenleri, hem de ebeveynleri çok korkutan bir konu. Fakat o kadar önemli ki nasıl anlattığımız. Ölüm insanoğlunun en ciddi varoluş meselelerinden biri. Hatta belki de en önemlisi. Pek çok ilişkinin ya da meselenin temelinde ölümü anlamlandırışımız yatıyor aslında. Bu noktada çocuklara ölümü anlayacakları şekilde ama doğru aktarmak çok önemli.

Yetişkinler olarak küçümsüyoruz çoğu zaman çocukları. Ancak onları karşımıza alıp konuştuğumuzda anlıyoruz nasıl engin bir yürekleri ve ışıl ışıl zihinleri olduğunu. Onlar yürekleri kocaman küçük kahramanlar, bunu unutmamamız gerekiyor.  Bizim olduğundan daha çok kendi hayatlarının kahramanları...

Devam edecek ...


30 Aralık 2013 Pazartesi

Rüya Gibi Çocuk Kitapçıları 1 - Tales On Moon Lane


Çook önceden planladığım Aralık ayında bir kaçamak yapalım dediğim zevkli bir gezi sonrasından yazıyorum sizlere :) Önce 5 gün İngiltere, ardından 2 gün Belçika'yı gezdik. Tabii ki bu arada bol bol kitapçı gezdim. İngiltere için gitmeden araştırdığım 3 çocuk kitapçısı vardı. Bunların birinin kapandığını gördük gittiğimizde maalesef. Amaaa diğer ikisini gezme imkanımız oldu.

Bunlardan ilki "Tales On Moon Lane". Ödüllü bir çocuk kitapçısı. Küçük fakat dolu dolu ve çok samimi.


Resimlerde görülmüyor ama kapıdan girince hemen solda iki kişilik bir kanepe bulunuyor. Girişteki mekan tamamen illistrasyonlu çocuk kitapları. Birde kitapçının arka tarafında küçük bir oda var (tenten'li oda) orada da daha büyük çocuklar için okuma kitapları bulunuyor.





Bu iki alan arasındaki koridorda bir duvar var ki epey bir süre hayran hayran izledim :) .. İmza günü için gelen illistratörler bu duvara çizimler yapmışlar. İmza günleri sıklıkla yapılıyor. Bununla birlikte okuma atölyeleri de oluyor. Her taraf dolu dolu. İnanılmaz güzel kitaplar var. Buradan aldığım kitapları da önümüzdeki günlerde blogda paylaşacağım.


Büyülü biryer. İçeri girimce çıkasınız gelmiyor. Çok fazla ziyaretçisi var. Biz orada yaklaşık bir saat kaldık. Sürekli gelen gideni vardı. Kitaptan başka oyuncak, yapboz, kart, sticker, boya gibi pekçok eğlenceli malzeme var. Herşeye dokunmak serbest. Tüm kitapları okuyabilirsiniz. Aynı rahatlık çocuklar için de geçerli. Gelen çocuklar içerideki herşeyle oynayabiliyorlar.

Bizim gittiğimiz dönem tam yılbaşı öncesi olduğundan heryerde, vitrinlerde, caddelerde daha heyecanlı ve özenli hazırlıklar ve süslemeler vardı.


Kitaplar içerik olarak bizde ki çocuk kitaplarından çok farklı. Daha gelişmiş; hem seçilen konular açısından hem de çizimler muazzam. Çoğu kitapta ciddi felsefeler var. Yetişkin zihnini dumur edebiliyor. Önümüzde ki günlerde burada paylaşacağım kitaplardan biri tam böyle. Çocuklara anlatmakda zorlandığımız kayıp, ölüm algısı ve hatta bu kaybı yaşamış bir çocuğu anlama, onun dünyayı anlamlandırması üzerinden çocuğu tanıma konusunda yetişkinlere yardımcı olacak güzel kitaplar vardı.


Bununla birlikte - "Öldükten sonra nereye gideceğiz" sorusuna hiçbir dine gönderme yapmadan ama o kadar naif, anlaşılır ve rahat bir anlatımla cevap sunuluyor ki! Kesinlikle görülmesi lazım.


Eğer yolunuz İngiltere'ye düşerse ve çocuk kitaplarına ilginiz varsa kesinlikle uğramanızı tavsiye ederim.


http://talesonmoonlane.co.uk  internet sitesinden de başka görseller ve etkinlikler takvimini görebilirsiniz...


Çok renkli, çok kitaplı, bol keyifli günler ve haftalar diliyorum...


Psikolog Beyza YAŞAR

MiMA Psikoloji - Minik Mucizeler Akademisi

26 Aralık 2013 Perşembe

Çocuğun oyun gücü adına! OYUN TERAPİSİ

Bundan yıllaaar önce, çocuklar sadece görülen fakat işitilmeyen varlıklar iken, sadece küçük boyutlu yetişkinler gibi davranılır ve düşünülürler imiş. Sadece son on yıllarda çocuklara tam olmasa da birazcık önem ve saygı duyulmaya başlanmış. Halbuki çocuklar birçok duyguları olan, her şeyi ve her şey hakkında anlayışları olan minik insanoğulları imiş…

Hepimizin bildiği gibi özellikle 8 yaş altındaki çocuklar, kendi duygularını ve mantıklarını bize anlatabilecek bilişsel beceriye sahip olmadıklarından, bunları anlatmada tam doğru ifade ve tariflerde bulunamazlar. İşte bu sebepledir ki bir çocuk çıkıp da bize, “öylesine korkularım var ki, o yüzden artık yemek yemek istemiyorum” veya “kardeşimi ölesiye kıskanıyorum ki, bu yüzden altımı ıslatıyorum” veya “şu kişi beni rahatsız ettiği için ben kendimi uyarmaya başladım” diyemez.. Bulundukları şartların, olayların kendilerini nasıl etkilediğini tam da bu yüzden bize söyleyemezler.

İşte tam bu aşamada oyun terapisi devreye girer. Çocukların aslında tek iletişim biçimi olan oyun yolu ile, çocukların kendi ritimlerinde kendi süreçlerinde kendi kendilerini iyileştirmelerini hedefler oyun terapisi. Eski zamanlarda çocukları bir yetişkin gibi kabul eden ve onlara sürekli neyin doğru neyin yanlış olduğunu söyleyerek baskılayarak değiştireceğini zanneden zihniyetin tam tersidir oyun terapisi.

Çünkü biz artık farkındayız ki, özellikle küçük yaş çocuklara telkin ve düzeltme yoluyla kalıcı sonuçlar veya sözde çözümler üretmek mümkün değil! Çocuğun doğuştan getirdiği kendinde var olan inanılmaz iyileştirme gücüne ve bu gücü çocuğun kendi sürecinde ortaya çıkarabileceğine inanan bir çocuğa yaklaşımdır bu.

Terapi sürecide oyun terapistinin konumu, çocuğu şartsız koşulsuz kabul eden, çocuğun kendisine güven duyduğu, çocuğun kendisinin varlığında rahat ve özgür hissettiği, çocuğu olduğu gibi aynalayan ve konusuna göre çocuğu olumlu besleyen kişi olmaktır. Çocuk oyun terapisti ile kurduğu ilişki yoluyla kendine iyileşmesi için en uygun kabı, kozayı örer ve bir nevi iyileşmiş olarak bu kabından gerçek dünyasına geri döner.

Oyun terapisine getirilen konulardan bazılarını şöyle sıralayabiliriz. Bazen sevdiği bir yakınının ölümünden sonra farklı davranmaya başlar çocuklar; bazen anne-baba arasındaki kavgalara şahit olurlar; bazen karanlık ve canavar korkularının aşırılığı yüzünden oyun terapisine getirilirler; bazen aşırı takıntıları ve hayata normalin dışında kriterlerde saplanıp kaldıkları için haklarında endişelenilirler; kimi ebeveyn çocuğunun boşanma sürecini daha kolay atlatması ve adapte olabilmesi için başvurur; kimi çocuk hayatında değişiklikler ile başa çıkamadığı için 1-2 yaş gelişimsel olarak gerileme gösterdiği için getirilir; bazıları çocuğunun mastürbasyonu keşfetmesi ve sürdürmesi sonrasındaki kaygıları ile gelir; kimisi ise sürekli devam eden alt ıslatma sorunu ile terapötik sürece alınır.

Oyun terapisinin çocuklara yardımcı olacağı başlıca konular şunlardır:

o   İstismar (Duygusal, Fiziksel ve Cinsel)
o   Evlatlık alınmaya & Evlat edinmeye adaptasyon
o   Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite
o   Öfke/ Sinirlilik
o   Bağlanma Sorunları
o   Otistik Spekturum
o   Davranışsal Problemler
o   Bir yakınının ölümü/ Kayıp
o   Başkasının zorbalığına/saldırısına uğramak
o   İletişim problemleri
o   Gecikmiş Gelişim
o   Depresyon
o   Kabuslar/ Gece korkuları
o   Fiziksel Yetersizlikler
o   Zayıf Okul Katılımı/ Başarısı
o   İlişkiye dair konular
o   Seçici sessizlik/ dilsizlik
o   Ayrı/ Boşanmış Ebeveynler
o   Sosyal Dışlanma
o   Travma
o   Performans düşüklüğü (Akademik, Sosyal, Kültürel)
o   İçine kapanık kişilik

Oyun terapisine en iyi başlama yaşı 2’dir.

Oyun terapi süreci ideal olarak 6 ardışık seansı izleyen toplamda ortalama 20 seans sonucu kesin sonuç verir. Bu da sürece göre ortama 3-4 ay demektir. Oyun terapisine paralel aile ve özellikle anne eğitimi de yapılmaktadır.

MiMA Psikoloji


23 Aralık 2013 Pazartesi

Anne Destek Yaşantı Grupları Başlıyor!!

Her dönemin kendine göre farklı zorlukları olduğundan annelere bu zorluklarla başedebilmeleri için destek grupları oluşturuyoruz.

0-3 yaş
Anneliğin ilk tecrübeleri, büyüme dönemlerinin yenilikleri ve değişiklikleri sebebiyle yaşanan kaygı ile başedebilmek amacıyla oluşturduğumuz yaşantı grubumuzda yaşanan ilk tecrübeler ve güçlükler paylaşılacak, çocukların gelişimleri takip edilecek ve sorunlara dair danışmanlık verilecektir. Bebeğinizin büyüme aşamalarının takibi ve ebeveynlerin onun büyümesine adaptasyon çalışmaları yapılacaktır. Çocukların ihtiyaçları, Annelerin ihtiyaçları ve günlük yaşam döngüsü konularında bireysel danışmanlığı da içeren çalışmamız 16 Ocak 2014 perşembe günü başlayacaktır.

3-6 yaş

 Çocukların daha çok sormaya başladıkları, kendi kendilerine bazı şeyleri yapmaya çalıştıkları, eğlenceli ama bir o kadar da zor dönemlerinden olan 3-6 yaş arası çocuğu olan annelere destek grubu oluşturuyoruz. Çocukların iletişim yöntemleri, öğrenme şekilleri, hayal gücü ve oyun tekniklerinin desteklenmesi, sorularına sağlıklı cevap verebilme( ölüm, arkadaşlık, cinsellik gibi konulardaki sorular), pozitif disiplin, sınırlar gibi konularda anneleri bilgilendirerek çocukların sorunlarıyla başedebilmelerini sağlanacaktır. bireysel danışmanlığı, annelik deneyimlerinin paylaşımı da içeren yaşantı grubumuz 16 Ocak 2014 perşembe günü başlayacaktır.

Psikolog Büşra Odabaşoğlu ve Psikolog Beyza Yaşar tarafından yönetilecek "Destek Grubu"'muz ayda 2 oturum olarak gerçekleştirilecektir.
Toplam 6 ay sürecektir (Ocak - Haziran).
Her bir yaş grubu için kontenjan 7 kişi ile sınırlıdır. Kapalı grup olacaktır. (Aradan katılım sağlanmayacaktır)

Şartlar ve kayıt için lütfen minikmucizelerakademisi@gmail.com adresinden ya da 02164426042 nolu telefondan bize ulaşın…