biz kimiz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
biz kimiz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
21 Mart 2016 Pazartesi
15 Ağustos 2014 Cuma
Astalavista Baby ile Telli Turna Arasındaki Hayat Karmaşası
Her geçen gün
yeni bir şey farkediyor farklı kapılardan geçiyorum. Kızım sayesinde. O dört
yaşında dünyayı çook merak eden, çok soru soran ve heyecanlı bir çocuk. Tüm diğer çocuklar gibi...
Arabada çok uzun
saatler geçirmemesine özen gösteriyorum. Yaklaşık yarım saatlik bir yolumuz var
evden okula. Yani zaten 1 saatini genelde arabada geçiren kızım bu süreyi daha
çok soru sorarak, konuşarak ve şarkı söyleyerek değerlendirmeyi tercih ediyor.
Araba sessizleştiği anda uyuduğunu anlıyoruz. Bununla birlikte arada radyo açıp onun
konuşmasını engellemeye çalışsam da (çok yorgun olduğumda bunu yapıyorum evet) hiç
başarılı olamadım şimdiye kadar.
Müzik ve kızım ile ilgili ilgimi çeken şey onun sözsüz yani sadece enstrümantal
müzikleri daha çok sevdiği yönündeydi. Hatta ve hatta zaman zaman “anne şu
gürültüyü kapatır mısın?” deyişlerine bozuluyor ve “O gürültü değil müzik
“dediğim oluyordu (radyoda çalan güncel pop müzikler için bunu söyledi pek çok kez). Bunu her şarkıya yapmıyordu. Bende çok üzerinde durmuyordum.
En son bayram
için uzun yola çıkarken birkaç CD aldım yanıma. Biri de Yeni Türkü’nün CD'siydi.
Yola çıktıktan yaklaşık yarım saat sonra taktım CD'yi. Ve çok sevdi bizim kız.
Telli turna şarkısı ise en sevdiklerinden oldu. İlk sorusu “Telli Turna ne
demek?” oldu. Sonra biraz araştırınca telli turnaların nesillerinin tükenmekte
olduğunu öğrendik. Zaten dinazorlara olan ilgisiyle bağlantılı olarak
nesli tükenen hayvanlar ile ilgili soruların ardı arkası kesilmedi. Sonra
“Dünya neden kirleniyor?, Biz de uçurtmalara binelim mi?, Patika ne demek?, Kuşların
kanatları bulutlara nasıl takılıyor?" gibi soruları geldi.
Sadece bir şarkı
üzerinden neredeyse tüm yol boyunca konuştuk. Fakat hala gündemimizde nesli tükenen
hayvanlar ve tabii ki tükenmeyenler de var.
Bizler
çocuklarımızın dünyasına giren müziğin ne kadar farkındayız? Çocuklarımız
Astalavista Baby de dinleyebilir Telli Turna’da. Fakat her zamanki gibi iyiyi
ve kaliteliyi hayatımıza katabilmek ve onu düzenimizin bir parçası yapabilmek için
ekstra bir enerjiye ihtiyacımız oluyor. Radyoyu açtığımızda Telli Turna dinleme
ihtimalimiz Astalavista Baby’e göre oldukça az. Iyi müzik, farklı müzik
hayatımızda ne kadar var.
MiMA’daki eğitim
içeriğini belirlerken hep bunu söylüyoruz. Bilgi parça parça değildir. Bilgi
katmanlı, geçkili bir bütündür. Müzik, resim, hareket, söz, tabiat bunun birer
parçasıdır. Hiçbiri birbirinden bağımsız değildir diyoruz.
Hala geriye dönüp
dönüp müzik ve çocukların müzik ile kurduğu ilişkiyi düşündüğümde yine pek çok
zaman olduğu gibi onları küçümsediğimizi görüyorum. Onlar iyiyi ve güzeli bizden
daha iyi anlıyorlar ve olduğu yerden bulup çıkarabiliyorlar. Biz pek müdahale
etmesek her şey daha kolay olacak belki de.
Tüm bunlarla
birlikte bu süreci her zamanki gibi kitap ile destekliyoruz. Nesli tükenen
hayvanlar, hayvanların hangi bölgelerde yaşadığı, neden hayvanların
nesillerinin tükendiği ile ilgili oldukça fazla kaynak taradım. Kimisinin
resimleri iyi değildi, kimisi ise gerçek resimler kullandığı için bu yaşa (4 yaş) uygun
değildi ( örn. dinazorlar). Tavsiye edebileceğim birkaç kaynak şu şekilde;
1. Harika Bilim
Serisi – Keşfedin Dev Dinazorlar – Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Resimleri güzel,
oldukça kaliteli bir basım, sözü çok uzatmıyor, dinazor çeşitleri ve onların
özelliklerini anlatıyor. 8-16 yaş diyor fakat bizim 4 yaş bundan oldukça keyif
aldı. Tek sorun boy uzunluğu (42m uzunluğunda), kanat açıklığı (7,8 m) yada 150
milyon yıl önce yaşadı gibi ölçü ve zaman bilgilerinin bu yaşa pek hitap etmemesi.
Uyarı –
Çocukların dinazor, köpek balığı, canavar gibi kavramlara ve resimlere
verdikleri tepkiler birbirinden çok farklı. Çocuğunuzun böyle bir hassasiyeti
varsa; dinazorlardan korkuyor ya da canavar adını bile duyunca ürküyorsa bu tarz
kitaplar için biraz daha zamanınız var demektir. Bir yetişkin olarak
çocuğunuzun hassasiyetlerini göz önünde bulundurarak mutlaka bir ön inceleme yapmanızı tavsiye ederim.
2. Resimli Ilk
Hayvan Atlasım – Mandolin Yayınları
Dünya üzerinde
yaşayan hayvanları bölge bölge, kıta kıta gösteriyor. Daha çok görsel bir
kaynak fakat oldukça dolu. Az yazı bol resim arayanlar için iyi bir kaynak.
İçinden bir de
kıtalardaki hayvan çeşitliliğini gösteren bir dünya haritası çıkıyor. Çok
şirin.
3. Neden Niçin
Nasıl - Hayvanat Bahçesi – Mikado Çocuk
Üzerinde 4-7 yaş
için olduğu yazıyor, sahiden muazzam bir kaynak bu yaş aralığı için. Çizimleri
çok güzel, kitabın içerisinde bol miktarda pencere var (ki çocuklar bunları
genelde çok sever), bilgiler çok ölçülü verilmiş.
Aynı serinin
başka konularla ilgili farklı kitapları da var. Onlar da eğlenceli olabilir.
4. Yaşam Atlası –
İlginç Fotoğraflarla Doğa Araştırmaları – Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Bu kaynak bir
çocuk ansiklopedisi niteliğinde. Resimleri çok iyi. Anlatımlar güzel. Biz bu
kaynağı sadece hayvan bilgileri için kullanıyoruz. Oldukça fazla hayvan ile
ilgili bilgi ve resimler var. Çizim değil gerçek resimler kullanılmış bu da tüm
kaynaklarınızın çizim olmaması açısından önemli.
Bu kitapla ilgili
tek bir uyarı yapmak istiyorum eğer çocuğunuza varoluş-yaradılış sürecini
“evrim teorisi” üzerinden vermek istemiyorsanız bu kaynağı mutlaka öncesinde
okumanız, bazı bölümleri tamamen okumadan atlamanız ve bazı bölümlerinden belli
kısımlarını çıkarmanız gerekir.
Bu ön inceleme
her kitap için gerekli aslında. Her birimizin hassasiyetleri birbirinden çok farklı
ve her kitap herkese hitabetmiyor. Bu noktada seçici olacak kişiler
bizleriz.
Psikolog Beyza Öztin YAŞAR
Psikolog Beyza Öztin YAŞAR
21 Temmuz 2014 Pazartesi
Anaokulları neden ehil insanların elinde değil!
Ehil insan ne
demek öncelikle, belki de biraz onun üzerine düşünmeliyiz. TDK’da "ehil"in
karşılığı olarak “bir işte yetkili olan kişi” diyor. Aslında yetkin demek
isteniyor sanırım. Yetkin kişi ise; bir ihtisas alanı olan, belli bir alanda
eğitim görmüş ve kendisi yetiştirmiş insan oluyor. İstanbul’da pekçok okul
öncesi kurumda çalıştım. Ortaokulu dışardan bitirenler mi dersiniz yoksa servisçilik,
marketçilik falan yaptıktan sonra birilerinin anaokulu işinde iyi para
olduğunu söylemesiyle bu işe girenler mi...
Düşününce biz bu
insanlara çocuklarımızı emanet ediyoruz (Zaten bunu düşünemediğimiz için bu
işe girdik). Büyütürken gözlerinin içine baktığımız, maddi-manevi bir zarar
görmesinler diye uykusuz kaldığımız çocuklarımızı. Okul yaşına getirene kadar
oldukça “hassas ve bilinçli” davranan ailelerin sıra okul seçimine gelince
birden pekçok hassasiyetini ve bilincini kaybettikleride görülüyor.
Öncelikler değişik çünkü her ailede.
Konumuz ehil
kişilerin neden bu işin içinde olmadığı idi. Dağıtmayayım.
Bu işi gerçekten
bilen ve en önemlisi seven insanların bu işte fazla kalamamasının bir sebebi
olmalı diye düşündüm hep başka okullarda çalışırken. Asıl sebebinin ise fazla
uzatmadan söyleyeyim “veliler” olduğunu bana hep söylerlerdi zaten. Bizim şu
zamana kadar yaşamadığımız fakat genelde hakim olan “ben buraya para veriyorum,
beni idare etmek zorundasınız, ben ne istersem o” mantığı genelde bu sektörde
yöneticiyi yıpratan bir durum. Bu hem çocuğun gelişimini hem de okulun veliye
yapacağı geri dönüşlerini etkiliyor.
Geçen haftalarda
anaokulculuğunda oldukça tecrubeli, uzun zamandır bu işin içinde bir abla
ile tanıştık. Abla diyorum bizden yaşça da oldukça büyük. Biz dertlendik tabi
ona, hem tecrubelerinden yararlanabilmek, hem de bazı konularda yardım istemek
adına. Bize söylediği bir şey çok etkileyici idi; “Eğitim işi %20 den fazla kar
bırakıyorsa bilin ki çocukların hakkı size geçiyordur, öbür tarafta boynunuzda
yüktür, hesabını veremezsiniz” dedi. Bi rahatladık bi rahatladık bu konuşmadan
sonra.
Yeri gelmişken
şunu söylemekte fayda görüyorum ki Minik Mucizeler Akademisi sadece 15 çocuk
kapasitesi olan ve kar amacı olamayan bir projedir. Biz eğer 200-300 lira diğer
aya devrederse acaba onunla çocuklar için önümüzdeki ay ne yapabiliriz diye
düşünenlerdeniz. Bu bize kimsenin “kaprisleri” ile uğraşmama lüksünü de sağlıyor.
Buradaki kapris kelimesi lütfen yanlış anlaşılmasın. Çocukları için gerçekçi endişeleri
ve istekleri olan ebevynlerden bahsetmiyorum. “Kapris”ten bahsediyorum.
Sonuç olarak bir
taraftan istediğimiz gibi bir okul bulamamaktan şikayet ederken diğer taraftan
gerçekten “eğitim” den çok çok uzaklarda beklentilerden bahsediyoruz. Hem neden
kimse şunları da yapmıyor diyoruz ama hiçbir şeyin ucundan tutmuyoruz. Daha
fazla fikir, daha fazla enerji, daha fazla birliktelik ve daha fazla nezakete
ihtiyacımız var! Gerçekten çocuklarımızın bize ve ailelerine bir emanet
oluşları sorumluluğu ile bakıyorsak hayata.
30 Aralık 2013 Pazartesi
Rüya Gibi Çocuk Kitapçıları 1 - Tales On Moon Lane
Çook önceden planladığım Aralık ayında bir kaçamak yapalım dediğim zevkli bir gezi sonrasından yazıyorum sizlere :) Önce 5 gün İngiltere, ardından 2 gün Belçika'yı gezdik. Tabii ki bu arada bol bol kitapçı gezdim. İngiltere için gitmeden araştırdığım 3 çocuk kitapçısı vardı. Bunların birinin kapandığını gördük gittiğimizde maalesef. Amaaa diğer ikisini gezme imkanımız oldu.
Bunlardan ilki "Tales On Moon Lane". Ödüllü bir çocuk kitapçısı. Küçük fakat dolu dolu ve çok samimi.
Resimlerde görülmüyor ama kapıdan girince hemen solda iki kişilik bir kanepe bulunuyor. Girişteki mekan tamamen illistrasyonlu çocuk kitapları. Birde kitapçının arka tarafında küçük bir oda var (tenten'li oda) orada da daha büyük çocuklar için okuma kitapları bulunuyor.
Bu iki alan arasındaki koridorda bir duvar var ki epey bir süre hayran hayran izledim :) .. İmza günü için gelen illistratörler bu duvara çizimler yapmışlar. İmza günleri sıklıkla yapılıyor. Bununla birlikte okuma atölyeleri de oluyor. Her taraf dolu dolu. İnanılmaz güzel kitaplar var. Buradan aldığım kitapları da önümüzdeki günlerde blogda paylaşacağım.
Büyülü biryer. İçeri girimce çıkasınız gelmiyor. Çok fazla ziyaretçisi var. Biz orada yaklaşık bir saat kaldık. Sürekli gelen gideni vardı. Kitaptan başka oyuncak, yapboz, kart, sticker, boya gibi pekçok eğlenceli malzeme var. Herşeye dokunmak serbest. Tüm kitapları okuyabilirsiniz. Aynı rahatlık çocuklar için de geçerli. Gelen çocuklar içerideki herşeyle oynayabiliyorlar.
Bizim gittiğimiz dönem tam yılbaşı öncesi olduğundan heryerde, vitrinlerde, caddelerde daha heyecanlı ve özenli hazırlıklar ve süslemeler vardı.
Kitaplar içerik olarak bizde ki çocuk kitaplarından çok farklı. Daha gelişmiş; hem seçilen konular açısından hem de çizimler muazzam. Çoğu kitapta ciddi felsefeler var. Yetişkin zihnini dumur edebiliyor. Önümüzde ki günlerde burada paylaşacağım kitaplardan biri tam böyle. Çocuklara anlatmakda zorlandığımız kayıp, ölüm algısı ve hatta bu kaybı yaşamış bir çocuğu anlama, onun dünyayı anlamlandırması üzerinden çocuğu tanıma konusunda yetişkinlere yardımcı olacak güzel kitaplar vardı.
Bununla birlikte - "Öldükten sonra nereye gideceğiz" sorusuna hiçbir dine gönderme yapmadan ama o kadar naif, anlaşılır ve rahat bir anlatımla cevap sunuluyor ki! Kesinlikle görülmesi lazım.
Eğer yolunuz İngiltere'ye düşerse ve çocuk kitaplarına ilginiz varsa kesinlikle uğramanızı tavsiye ederim.
http://talesonmoonlane.co.uk internet sitesinden de başka görseller ve etkinlikler takvimini görebilirsiniz...
Çok renkli, çok kitaplı, bol keyifli günler ve haftalar diliyorum...
Psikolog Beyza YAŞAR
MiMA Psikoloji - Minik Mucizeler Akademisi
Etiketler:
anlamakveanlasilmak,
biz kimiz,
çocuk kitapçıları,
çocuk kitapları,
çocuklar nasıl öğrenir?,
danışmanlık maltepe,
MiMA,
MiMA Psikoloji,
MinikMucizeler,
ne yapmaktayız
23 Aralık 2013 Pazartesi
Anne Destek Yaşantı Grupları Başlıyor!!
Her dönemin kendine göre farklı zorlukları olduğundan annelere bu
zorluklarla başedebilmeleri için destek grupları oluşturuyoruz.
0-3 yaş
Anneliğin ilk tecrübeleri, büyüme dönemlerinin yenilikleri ve değişiklikleri sebebiyle yaşanan kaygı ile başedebilmek amacıyla oluşturduğumuz yaşantı grubumuzda yaşanan ilk tecrübeler ve
güçlükler paylaşılacak, çocukların gelişimleri takip edilecek ve sorunlara dair danışmanlık verilecektir. Bebeğinizin büyüme aşamalarının takibi ve
ebeveynlerin onun büyümesine adaptasyon çalışmaları yapılacaktır. Çocukların ihtiyaçları,
Annelerin ihtiyaçları ve günlük yaşam döngüsü konularında bireysel danışmanlığı da içeren çalışmamız 16 Ocak 2014 perşembe günü başlayacaktır.
3-6 yaş
Çocukların daha çok sormaya başladıkları, kendi
kendilerine bazı şeyleri yapmaya çalıştıkları, eğlenceli ama bir o kadar da zor dönemlerinden
olan 3-6 yaş arası çocuğu olan annelere destek grubu oluşturuyoruz. Çocukların
iletişim yöntemleri, öğrenme şekilleri, hayal gücü ve oyun tekniklerinin desteklenmesi,
sorularına sağlıklı cevap verebilme( ölüm, arkadaşlık, cinsellik gibi
konulardaki sorular), pozitif disiplin, sınırlar gibi konularda anneleri
bilgilendirerek çocukların sorunlarıyla başedebilmelerini sağlanacaktır. bireysel danışmanlığı, annelik deneyimlerinin
paylaşımı da içeren yaşantı grubumuz 16 Ocak 2014 perşembe günü başlayacaktır.
Psikolog Büşra Odabaşoğlu ve Psikolog Beyza Yaşar tarafından yönetilecek "Destek Grubu"'muz ayda 2 oturum olarak gerçekleştirilecektir.
Toplam 6 ay sürecektir (Ocak - Haziran).
Her bir yaş grubu için kontenjan 7 kişi ile sınırlıdır. Kapalı grup olacaktır. (Aradan katılım sağlanmayacaktır)
Şartlar ve kayıt için lütfen minikmucizelerakademisi@gmail.com
adresinden ya da 02164426042 nolu telefondan bize ulaşın…
2 Aralık 2013 Pazartesi
13 Kasım 2013 Çarşamba
Hata Yapabilmek Üzerine!
Çocukların hata yapabilmeleri üzerine çok konuşuyoruz son günlerde. Hem kendi hayatımızda
hem de velilerimiz ve öğrencilerimiz özelinde
çok gündeme geliyor. Bazı veliler çok rahatken bazıları çok endişeli ve korumacı olabiliyor. Annelerin yapısal özellikleri birebir yansıyor çocuklara.
Çok eleştirmek, en mükemmeli beklemek, hataya tahammül gösterememek yerine; konuşabilmek, elinden gelenin en iyisini
yapmasını beklemek ve tekrar tekrar denemeye yüreklendirmek yönünde
desteklememiz gerekiyor çocukları. Ancak bu şekilde kendisiyle barışık ve mutlu çocuklar yetiştirebiliriz. Bu güven hayatlarında ki pek çok şeyden daha önemli. Iyi arkadaşlıklar kurabilmeleri, iç dengelerini sağlıklı bir şekilde oluşturabilmeleri, mutlu olabilmeleri, ümitsiz olmamaları, denemeye ve yeni
tecrubelere açık bir birey haline gelebilmeleri bu güven duygusu ile birebir bağlantılı.
Kendine güven duygusunun okul öncesi ve ilk okul süresince
temellendiğini göz önünde
bulundurursak hem okulun hem de ebeveynlerin bu dönem için özel bir hassasiyet
göstermesi önemlidir.
Okulda çocuğun kendisini ifade etme şekli, ilgi
alanları, ses tonu gibi pek çok şey bize çocukların öz güveni ile ilgili ciddi ip uçları veriyor. Özgüveni düşük bir çocuğa okul doğru şekilde yaklaşıp bu yönde çalışırsa onu belli bir yere getirebiliyor. Fakat tam olarak
istediğimiz noktaya
gelebilmesi için ebeveynlerinde okul ile iş birliği içerisisnde
olması şart. Zaman zaman
ebeveynler eleştirilmekten çok
korkuyorlar ve ciddi savunma mekanizmaları geliştirebiliyorlar. Bu noktada her iki tarafında, hem okulun
hem de ebeveynlerin, bunu bir sorun olarak görmesi gerekiyor.
Öz güven eksikliği ile ilgili çocuklarla yapılabilecek pek çok şey var, bunlarlar bazılarını aşağıdaki
metinlerden çocukların dilinden okuyabilirsiniz.
“Babam
bana kriket oynamayı çok küçükken öğretti. Şu anda tam olarak hatırlamıyorum ama galiba
iki yaşlarındaydım. Şimdi ise 7. Sınıf Kriket Takımı’nın kaptanıyım
ve kendimi harika hissediyorum. Yeni bir okula başlamak ve bir konuda iyi olmak benim için çok güzeldi. Krikette iyi olmam
bana bir sürü arkadaş kazandırdı. Özellikle takıma girmek
isteyen çocuklar bana iyi davrandılar. Matematik, İngilizce ve diğer bir takım derslerde çok iyi olmadığım için okulda kendimi biraz aptal gibi
hissedebilirim diye endişeleniyordum. Ama herkes beni kriket takımının
kaptanı olarak tanıyor ve bu benim için her şeyden önemli.”
Stuart, 11 yaşında.
“Annem
beni hep diğer çocuklarla kıyaslıyor. Mesela dil bilgisi sınavından
10 üzerinden 8 alsam hemen kimin 10 aldığını soruyorlar. Artık bu testlerden onlara
keşke hiç bahsetmeseydim diyorum çünkü testte iyi yaptığımı düşünsem bile hiçbir zaman onlara yetecek kadar iyi olmuyor.
Bu durum yüzünden kendimi çok kötü hissediyorum. Acaba her hafta 10 üzerinden
10 alsam yine de eleştirecek bir şey bulurlar mı diye bazen merak ediyorum.
Okulu bitirmek için sabırsızlanıyorum, ama eğer bu tür baskılar yaşmaya devam edeceksem üniversiteye gitmek istemiyorum. Üstelik onlara ne
hissettiğımi anlatırsam muhtemelen azar işiteceğimi de düşünüyorum.”
Troy, 11 yaşında
“Annemle
birşeyler yapmayı seviyorum, çünkü hata yapsam bile umursamıyor.
En çok tatlı yapmayı, iskambil oynamayı ve ondan şarkı öğrenmeyi seviyorum. Ben bir şeyi yanlış yapınca annem ve ben gülüyoruz. Bazen annem hata yaptığında da biz onu gülüyoruz. Yeni bir şeyler yapmak çok eğlenceli. Bir şey yaparken çok iyi olman gerekmiyor, çünkü
deneye deneye daha iyisini yapıyorsun. Ben bir şeyi yapmaktan hoşlanmıyorsam artık onu bir daha yapmıyoruz.”
Alicia, 6 yaşında.
Çocukların buradaki ifadelerinden bir dünya yapılacaklar
ve yapılmayacaklar listesi çıkarabiliriz. Ama öncelik sabırlı olmak ve mukayese
etmemek. Kardeş kıskançlığından özgüvene, arkadaş ilişkilerinden okul başarısına pek çok şey çocuğun başkaları ile mukayese edilmesinde etkilidir.
Çocukların mükemmel olmaları gerekmediğini, temiz ve titiz olmanın “iyi çocuk”
olma ile alakalı olmadığını, deneye
deneye daha iyi yapabileceklerini onlara sık sık vurgulamamız gerekiyor. Eleştirinin onları ilerletmekten daha çok
gerilettiğini bizim sık
sık kendimize hatırlatmamız gerekiyor.
Hiçbir şeyi sorgulamayan değil soru soran
çocuklar, herşeye tamam
diyen değil yeri geldiğinde tavrını koyabilen çocuklar
istiyoruz. Düşüncesini
kimseyi incitmeden söyleyebilen, çözüm üretebilen ve sağlıklı ilişkiler kurabilen çocuklar istiyoruz.
Öz güveni olan çocuk eşittir mutlu çocuk.
Öz güveni olan çocuk eşittir başarılı çocuk.
Öz güveni olan çocuk eşittir üretken çocuk.
Daha fazlasına gerek var mı?
Psikolog Beyza YAŞAR
Not 1: Bu konuda çocuklarla okunabilecek kitaplardan biri “Hiç
Hata Yapmayan Kız” 1001 Çiçek Yayınları. Yazan – Mark Pett, Gary Rubinstein
Not 2: Yukarıdaki örnekler Boyut Yayınlarından çıkan ve
Hilary Pereira’nın yazdığı “Arkadaşım Olur Musun?” adlı kitaptan alıntıdır.
6 Ağustos 2013 Salı
Kitap * Bay Morris Lessmore'un Uçan Kitapları
Öyle güzel, öyle naif bir kitap ki anlatamam. Bir
canım arkadaşım getirdi geçen hafta kitabı. “ Benim hoşuma gitti, senin de beğeneceğini
düşünündüm” dedi. Kitabın konusu isminden de anlaşılacağı üzere kitaplar.
William Joyce yazmış Joe Bluhm ile beraber resimlemişler. William amca hem
hikaye hem de çizim konusunda oldukça yetenekli bir şahsiyet. “Başka neler yapmış
neler” diye bakınırken “Oyuncak Hikayesi”nin kahramanlarını da onun çizdiğini öğrendim.
Yetenekli bir kişilik yani!
Şunu mutlaka belirmeliyim ki; kitaplar, onların
bizim dünyamıza kattıkları, hikayeler, renkler, resimler, hayatlar, harfler
gibi daha pek çok kavram ve anlatım var kitapta. Kitaplar siyah beyaz hayatlarımızı
renklendiriyor aslında. Bize yeni hayatların kapılarını açıyor, biz bu şekilde
başkalarının hayatlarına dokunuyor ve yaşıyoruz.
Ben tabii ki ilk testi kendi kızımda yaptım
-her zaman ki gibi-. Kitap kısa olmamasına rağmen sabırla dinledi. Birkaç soru
sordu; “Neden baston kullanıyor?” (Morris baston kullanıyordu), “Neden daha
okumuyorsun?” (Çünkü kitap bitmişti) gibi. En çok kitapların uçma fikri hoşuna
gitti. Yürüyen, dans eden ve hatta uçan kitaplara epeyce kafa yordu.
Bizim kız üç yaşını yeni bitirdi. Yani kitabın
hitab ettiği yaş grubunu buradan çıkarabilirsiniz. Ben pek kitap tanıtımlarında
ki yaş kriterine uymuyorum kızıma kitap okurken. Önemli olan iyi illüstrasyonlu
ve hikayesi sağlam bir kitap olması. Bir de çook uzun olmaması tabi.
Bu arada kitabın bir de animasyon filmi var. Harika
bir şey. Aşağıdan izleyebilirsiniz. Allahım o kütüphane, Morris’in gölgesinde
oturduğu o büyük ağaç, ciltli kitaplar daha ne güzellikler; anlatmak zor. Hem
kitabı, hem de filmi tavsiye ediyorum herkese. Sadece çocuklara değil yani :)
Kitabın arka kapak yazısı;
“ Herkesin bir hikayesi vardır ve tüm hikayeler önemlidir. Bay Morris
Lessmore kelimeleri, hikayeleri, en çok da kitapları severdi. Bir gün
beklenmedik bir biçimde Morris’in dünyası darmadağın oldu. Kelimeleri hatta
harfleri bile uçup gitmişti. Birden ışık parladı gökyüzünde, ona şans getirecek
bir ışık! Mavi gökyüzünde kanat çırpan kitaplar gördü. Uçan kitaplardan birinin peşine
takıldı ve ... "
Psikolog Beyza YAŞAR
31 Temmuz 2013 Çarşamba
Sınıfta "disiplin"... DISIPLIN mi? Nasıl Yani!
Disiplin, demokrasi, düzen, eşitlik, adalet, sistem vb pek çok kelime var
hayatımda sık sık sorguladığım. Çok kullanılan kelimelerin zamanla içlerinin
boşaldığını görüyorum. Bu sebeple zaman zaman zihnimi sıfırlamaya çalışarak bu tür
kelimeleri yeniden anlamlandırmaya çalışıyorum.
Bu kavramlar hayatımıza aslında çok erken yaşta giriyor. Mesela çocukken,
hele hele evde bizden başka bir çocuk daha varsa işte o zaman adalet ya da
eşitlik başka bir anlam kazanıyor gözümüzde. Tüm hareketler kardeşden sonra
anne babayı deneme ve tepkilerini ölçme üzerine kuruluyor.
Aile ile tanıştığımız bu gibi kavramlar toplum ile örülüyor, okul ile
perçinleniyor. Tüm bu birimler (aile, toplum, okul) bizi aynı şekilde
yönlendirirse artık biz hayatı o pencereden anlamlandırmaya başlıyoruz. Örneğin
disiplin konusunda bir çocuğun ailesi de okul da (öğretmeni de) aynı olumsuz
yöntemleri kullanıyorsa çocuk bir müddet sonra bunu norm kabul etmeye ve bu minvalde
tepkiler geliştirmeye başlıyor. Ne gibi; yalan söylemek, sinir krizleri
geçirmek yada olumsuz(!) davranışların dozunu arttırmak gibi...
Ben bu konuya psikolog gözlüklerimi takarak; eğitim ve eğitimci
penceresinden baktığımda şu anda uygulanan ciddi yanlışlar görüyorum.
Mesela disiplin konusu; pek çok öğretmen tarafından yanlış algılanan ve
uygulanan bir alan. Disiplin kelime olarak pek çok kişinin zihninde olumsuz
yankılar yapar. Mesela “düşünme köşesi” ya da “birşeylerden mahrum bırakma”
teknikleri ilk akla gelenlerden olabilir.
Bu teknikler hiç kullanılmaz diyemem. Tabiri caizse “zıvanadan çıkmış” çocuklar
için zaman zaman uygulanabilir. Fakat okullarda bu teknikler çocuğu rencide
etmek ve duygularını incitmekten başka bir işe yaramaz; bu çok nettir.
“Aaaa biz ne terbiyeli çocuklardık, ne varmış, anne babamız bize o
beğenmediğiniz disiplin tekniklerini kullandılar ama gayette sağlıklıyız işte”
sözlerini çevremden çok sık duyarım. Ne kadar sağlıklı oldukları tartışılabilir
bence! Ama hem terbiyeli, hem öz güvenli hem de duyguları örselenmemiş çocuklar
yetiştirmek mümkün diye düşünüyorum.
Benim zamanımda okulda çöp kutusunun yanında tek ayak üzerinde bekleme
cezası vardı mesela. Hatta benimde bunun tadına bakmışlığım vardır. Bu öğretmen
tarafından “rezil etme” üzerine kurulmuş bir CEZA dır. “Hııı, demek böyle
yapıyorsun, ozaman çık şuraya arkadaşlarının önünde bir rezil ol tek ayak
üzerinde beklede gör bakalım” mantığıdır. Bunun çocukta ki karşılığı şudur;
arkadaşlarıma rezil olmamak için bu davranışı bir daha yapmamalıyım, ama
kimsenin olmadığı bir yerde bunu tekrar deneyebilirim.
Çok net. Çocuklar çoğu zaman bizimle aynı çıkarımları yapmazlar. Bunu
onlara sorabilirsiniz. Hatta bazen verdiğiniz cezayı bile anlamlandıramazlar.
Çünkü ebeveynler ya da öğretmenler çocuğa herhangi bir açıklama yapma gereği
duymadan cezayı yapıştırabilirler.
Bu zor bir dengedir. Özellikle 10-15 kişinin bulunduğu bir sınıfta (ya da
çok çocuklu ailelerde) adil olmak,
her çocuğa eşit davranabilmek, POZITIF disiplin teknikleri kullanabilmek
ustalık ister.
Nedir bu pozitif disiplin? 4 yaş grubunda özellikle sıklıkla yaşadığımız
bazı sorunlar oluyor. Hala egocentrik dönemden tam olarak çıkamadıklarından bir
oyuncak üzerinden tartışmalar çıkabiliyor. Biri diyor ki onunla ben oynayacağım
, diğeri diyor ki onu önce ben aldım. Burada bizim ögretmenimiz şöyle bir yol
izliyor;
1. Öncelikle
sorunun ne olduğunu soruyor, (bilse bile bunu çocuklardan dinlemek çok önemli)
2. Onlarla
konuşuyor ve aralarında anlaşmalarını istiyor. Ve onlara belirli bir zaman tanıyor.
3. (Büyük
olasılıkla –ilk başlarda- sorun çözülemez) öğretmen yanlarına gidiyor ve
gördüğü kadarı ile sorunu çözemediklerini söylüyor. Öğretmen bu noktada kendi
fikrini söylüyor. Mesela sıra ile oynayabileceklerini bu sırayı da sayışarak
yapabileceklerini öneriyor.
4. Bu çocuklar
tarafından kabul edilirse olay sonuçlanıyor. Eğer kabul edilmezse o zaman öğretmen anlaşma sağlanamadığı
için sorun olan malzemeyi ya da oyuncağı ortadan kaldırıyor.
Bu her iki sonuçta da çocuklara şunu soruyorum; Sizce bu adil mi? Tamam mı,
sorun çözüldü mü?
Aldığım cevap her defasında “evet” oluyor. Oyuncağın ortadan kalkmasına
üzülseler bile kimseye haksızlık yapılmıyor ya da sayışmak onlar için uygun ve
adil bir yöntem olarak görünüyor. Neticede kimin çıkacağı bir muamma!
Sınıfta disiplin, sınıfta demokrası, sınıf duzeni, çocuklar arasında adalet
gibi konular zannettiğimizden çok daha önemli. Çocukların inanılmaz bir eşitlik
ve adalet anlayışları var. Kendi dünyalarına göre.
Davranış eğitimi ceza ile verilemez. Davranış eğitimi doğru örnek olma,
sabır ve özveri ile verilebilir. Birşeyin temelini sağlam atmazsak üzerine ne
koysak çöker. Çocuklarımız bizden korktukları için bir davranışı yapmıyorlarsa
burada bir sıkıntı var demektir. Onların daha sağlam bir ahlaki alt yapıya ihtiyaçları
var. Biz gittikten sonra da onlarla kalabilecek bir dayanağa.
Psikolog Beyza YAŞAR
Psikolog Beyza YAŞAR
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)








