biz kimiz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
biz kimiz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Ağustos 2014 Cuma

Astalavista Baby ile Telli Turna Arasındaki Hayat Karmaşası


Her geçen gün yeni bir şey farkediyor farklı kapılardan geçiyorum. Kızım sayesinde. O dört yaşında dünyayı çook merak eden, çok soru soran  ve heyecanlı bir çocuk. Tüm diğer çocuklar gibi...

Arabada çok uzun saatler geçirmemesine özen gösteriyorum. Yaklaşık yarım saatlik bir yolumuz var evden okula. Yani zaten 1 saatini genelde arabada geçiren kızım bu süreyi daha çok soru sorarak, konuşarak ve şarkı söyleyerek değerlendirmeyi tercih ediyor. Araba sessizleştiği anda uyuduğunu anlıyoruz. Bununla birlikte arada radyo açıp onun konuşmasını engellemeye çalışsam da (çok yorgun olduğumda bunu yapıyorum evet) hiç başarılı olamadım şimdiye kadar.

Müzik ve kızım ile ilgili ilgimi çeken şey onun sözsüz yani sadece enstrümantal müzikleri daha çok sevdiği yönündeydi. Hatta ve hatta zaman zaman “anne şu gürültüyü kapatır mısın?” deyişlerine bozuluyor ve “O gürültü değil müzik “dediğim oluyordu (radyoda çalan güncel pop müzikler için bunu söyledi pek çok kez). Bunu her şarkıya yapmıyordu. Bende çok üzerinde durmuyordum.

En son bayram için uzun yola çıkarken birkaç CD aldım yanıma. Biri de Yeni Türkü’nün CD'siydi. Yola çıktıktan yaklaşık yarım saat sonra taktım CD'yi. Ve çok sevdi bizim kız. Telli turna şarkısı ise en sevdiklerinden oldu. İlk sorusu “Telli Turna ne demek?” oldu. Sonra biraz araştırınca telli turnaların nesillerinin tükenmekte olduğunu öğrendik. Zaten dinazorlara olan ilgisiyle bağlantılı olarak nesli tükenen hayvanlar ile ilgili soruların ardı arkası kesilmedi. Sonra “Dünya neden kirleniyor?, Biz de uçurtmalara binelim mi?, Patika ne demek?, Kuşların kanatları bulutlara nasıl takılıyor?" gibi soruları geldi.

Sadece bir şarkı üzerinden neredeyse tüm yol boyunca konuştuk. Fakat hala gündemimizde nesli tükenen hayvanlar ve tabii ki tükenmeyenler de var.

Bizler çocuklarımızın dünyasına giren müziğin ne kadar farkındayız? Çocuklarımız Astalavista Baby de dinleyebilir Telli Turna’da. Fakat her zamanki gibi iyiyi ve kaliteliyi hayatımıza katabilmek ve onu düzenimizin bir parçası yapabilmek için ekstra bir enerjiye ihtiyacımız oluyor. Radyoyu açtığımızda Telli Turna dinleme ihtimalimiz Astalavista Baby’e göre oldukça az. Iyi müzik, farklı müzik hayatımızda ne kadar var.

MiMA’daki eğitim içeriğini belirlerken hep bunu söylüyoruz. Bilgi parça parça değildir. Bilgi katmanlı, geçkili bir bütündür. Müzik, resim, hareket, söz, tabiat bunun birer parçasıdır. Hiçbiri birbirinden bağımsız değildir diyoruz. 

Hala geriye dönüp dönüp müzik ve çocukların müzik ile kurduğu ilişkiyi düşündüğümde yine pek çok zaman olduğu gibi onları küçümsediğimizi görüyorum. Onlar iyiyi ve güzeli bizden daha iyi anlıyorlar ve olduğu yerden bulup çıkarabiliyorlar. Biz pek müdahale etmesek her şey daha kolay olacak belki de.

Tüm bunlarla birlikte bu süreci her zamanki gibi kitap ile destekliyoruz. Nesli tükenen hayvanlar, hayvanların hangi bölgelerde yaşadığı, neden hayvanların nesillerinin tükendiği ile ilgili oldukça fazla kaynak taradım. Kimisinin resimleri iyi değildi, kimisi ise gerçek resimler kullandığı için bu yaşa (4 yaş) uygun değildi ( örn. dinazorlar). Tavsiye edebileceğim birkaç kaynak şu şekilde;

1. Harika Bilim Serisi – Keşfedin Dev Dinazorlar – Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

Resimleri güzel, oldukça kaliteli bir basım, sözü çok uzatmıyor, dinazor çeşitleri ve onların özelliklerini anlatıyor. 8-16 yaş diyor fakat bizim 4 yaş bundan oldukça keyif aldı. Tek sorun boy uzunluğu (42m uzunluğunda), kanat açıklığı (7,8 m) yada 150 milyon yıl önce yaşadı gibi ölçü ve zaman bilgilerinin bu yaşa pek hitap etmemesi.

Uyarı – Çocukların dinazor, köpek balığı, canavar gibi kavramlara ve resimlere verdikleri tepkiler birbirinden çok farklı. Çocuğunuzun böyle bir hassasiyeti varsa; dinazorlardan korkuyor ya da canavar adını bile duyunca ürküyorsa bu tarz kitaplar için biraz daha zamanınız var demektir. Bir yetişkin olarak çocuğunuzun hassasiyetlerini göz önünde bulundurarak mutlaka bir ön inceleme yapmanızı tavsiye ederim.

2. Resimli Ilk Hayvan Atlasım – Mandolin Yayınları

Dünya üzerinde yaşayan hayvanları bölge bölge, kıta kıta gösteriyor. Daha çok görsel bir kaynak fakat oldukça dolu. Az yazı bol resim arayanlar için iyi bir kaynak.

İçinden bir de kıtalardaki hayvan çeşitliliğini gösteren bir dünya haritası çıkıyor. Çok şirin.

3. Neden Niçin Nasıl - Hayvanat Bahçesi – Mikado Çocuk

Üzerinde 4-7 yaş için olduğu yazıyor, sahiden muazzam bir kaynak bu yaş aralığı için. Çizimleri çok güzel, kitabın içerisinde bol miktarda pencere var (ki çocuklar bunları genelde çok sever), bilgiler çok ölçülü verilmiş.

Aynı serinin başka konularla ilgili farklı kitapları da var. Onlar da eğlenceli olabilir.

4. Yaşam Atlası – İlginç Fotoğraflarla Doğa Araştırmaları – Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

Bu kaynak bir çocuk ansiklopedisi niteliğinde. Resimleri çok iyi. Anlatımlar güzel. Biz bu kaynağı sadece hayvan bilgileri için kullanıyoruz. Oldukça fazla hayvan ile ilgili bilgi ve resimler var. Çizim değil gerçek resimler kullanılmış bu da tüm kaynaklarınızın çizim olmaması açısından önemli.

Bu kitapla ilgili tek bir uyarı yapmak istiyorum eğer çocuğunuza varoluş-yaradılış sürecini “evrim teorisi” üzerinden vermek istemiyorsanız bu kaynağı mutlaka öncesinde okumanız, bazı bölümleri tamamen okumadan atlamanız ve bazı bölümlerinden belli kısımlarını çıkarmanız gerekir.


Bu ön inceleme her kitap için gerekli aslında. Her birimizin hassasiyetleri birbirinden çok farklı ve her kitap herkese hitabetmiyor. Bu noktada seçici olacak kişiler bizleriz.

Psikolog Beyza Öztin YAŞAR

21 Temmuz 2014 Pazartesi

Anaokulları neden ehil insanların elinde değil!


Ehil insan ne demek öncelikle, belki de biraz onun üzerine düşünmeliyiz. TDK’da "ehil"in karşılığı olarak “bir işte yetkili olan kişi” diyor. Aslında yetkin demek isteniyor sanırım. Yetkin kişi ise; bir ihtisas alanı olan, belli bir alanda eğitim görmüş ve kendisi yetiştirmiş insan oluyor. İstanbul’da pekçok okul öncesi kurumda çalıştım. Ortaokulu dışardan bitirenler mi dersiniz yoksa servisçilik, marketçilik falan yaptıktan sonra birilerinin anaokulu işinde iyi para olduğunu söylemesiyle bu işe girenler mi...

Düşününce biz bu insanlara çocuklarımızı emanet ediyoruz (Zaten bunu düşünemediğimiz için bu işe girdik). Büyütürken gözlerinin içine baktığımız, maddi-manevi bir zarar görmesinler diye uykusuz kaldığımız çocuklarımızı. Okul yaşına getirene kadar oldukça “hassas ve bilinçli” davranan ailelerin sıra okul seçimine gelince birden pekçok hassasiyetini ve bilincini kaybettikleride görülüyor. Öncelikler değişik çünkü her ailede.

Konumuz ehil kişilerin neden bu işin içinde olmadığı idi. Dağıtmayayım.

Bu işi gerçekten bilen ve en önemlisi seven insanların bu işte fazla kalamamasının bir sebebi olmalı diye düşündüm hep başka okullarda çalışırken. Asıl sebebinin ise fazla uzatmadan söyleyeyim “veliler” olduğunu bana hep söylerlerdi zaten. Bizim şu zamana kadar yaşamadığımız fakat genelde hakim olan “ben buraya para veriyorum, beni idare etmek zorundasınız, ben ne istersem o” mantığı genelde bu sektörde yöneticiyi yıpratan bir durum. Bu hem çocuğun gelişimini hem de okulun veliye yapacağı geri dönüşlerini etkiliyor.

Geçen haftalarda anaokulculuğunda oldukça tecrubeli, uzun zamandır bu işin içinde bir abla ile tanıştık. Abla diyorum bizden yaşça da oldukça büyük. Biz dertlendik tabi ona, hem tecrubelerinden yararlanabilmek, hem de bazı konularda yardım istemek adına. Bize söylediği bir şey çok etkileyici idi; “Eğitim işi %20 den fazla kar bırakıyorsa bilin ki çocukların hakkı size geçiyordur, öbür tarafta boynunuzda yüktür, hesabını veremezsiniz” dedi. Bi rahatladık bi rahatladık bu konuşmadan sonra.

Yeri gelmişken şunu söylemekte fayda görüyorum ki Minik Mucizeler Akademisi sadece 15 çocuk kapasitesi olan ve kar amacı olamayan bir projedir. Biz eğer 200-300 lira diğer aya devrederse acaba onunla çocuklar için önümüzdeki ay ne yapabiliriz diye düşünenlerdeniz. Bu bize kimsenin “kaprisleri” ile uğraşmama lüksünü de sağlıyor. Buradaki kapris kelimesi lütfen yanlış anlaşılmasın. Çocukları için gerçekçi endişeleri ve istekleri olan ebevynlerden bahsetmiyorum. “Kapris”ten bahsediyorum.


Sonuç olarak bir taraftan istediğimiz gibi bir okul bulamamaktan şikayet ederken diğer taraftan gerçekten “eğitim” den çok çok uzaklarda beklentilerden bahsediyoruz. Hem neden kimse şunları da yapmıyor diyoruz ama hiçbir şeyin ucundan tutmuyoruz. Daha fazla fikir, daha fazla enerji, daha fazla birliktelik ve daha fazla nezakete ihtiyacımız var! Gerçekten çocuklarımızın bize ve ailelerine bir emanet oluşları sorumluluğu ile bakıyorsak hayata.

30 Aralık 2013 Pazartesi

Rüya Gibi Çocuk Kitapçıları 1 - Tales On Moon Lane


Çook önceden planladığım Aralık ayında bir kaçamak yapalım dediğim zevkli bir gezi sonrasından yazıyorum sizlere :) Önce 5 gün İngiltere, ardından 2 gün Belçika'yı gezdik. Tabii ki bu arada bol bol kitapçı gezdim. İngiltere için gitmeden araştırdığım 3 çocuk kitapçısı vardı. Bunların birinin kapandığını gördük gittiğimizde maalesef. Amaaa diğer ikisini gezme imkanımız oldu.

Bunlardan ilki "Tales On Moon Lane". Ödüllü bir çocuk kitapçısı. Küçük fakat dolu dolu ve çok samimi.


Resimlerde görülmüyor ama kapıdan girince hemen solda iki kişilik bir kanepe bulunuyor. Girişteki mekan tamamen illistrasyonlu çocuk kitapları. Birde kitapçının arka tarafında küçük bir oda var (tenten'li oda) orada da daha büyük çocuklar için okuma kitapları bulunuyor.





Bu iki alan arasındaki koridorda bir duvar var ki epey bir süre hayran hayran izledim :) .. İmza günü için gelen illistratörler bu duvara çizimler yapmışlar. İmza günleri sıklıkla yapılıyor. Bununla birlikte okuma atölyeleri de oluyor. Her taraf dolu dolu. İnanılmaz güzel kitaplar var. Buradan aldığım kitapları da önümüzdeki günlerde blogda paylaşacağım.


Büyülü biryer. İçeri girimce çıkasınız gelmiyor. Çok fazla ziyaretçisi var. Biz orada yaklaşık bir saat kaldık. Sürekli gelen gideni vardı. Kitaptan başka oyuncak, yapboz, kart, sticker, boya gibi pekçok eğlenceli malzeme var. Herşeye dokunmak serbest. Tüm kitapları okuyabilirsiniz. Aynı rahatlık çocuklar için de geçerli. Gelen çocuklar içerideki herşeyle oynayabiliyorlar.

Bizim gittiğimiz dönem tam yılbaşı öncesi olduğundan heryerde, vitrinlerde, caddelerde daha heyecanlı ve özenli hazırlıklar ve süslemeler vardı.


Kitaplar içerik olarak bizde ki çocuk kitaplarından çok farklı. Daha gelişmiş; hem seçilen konular açısından hem de çizimler muazzam. Çoğu kitapta ciddi felsefeler var. Yetişkin zihnini dumur edebiliyor. Önümüzde ki günlerde burada paylaşacağım kitaplardan biri tam böyle. Çocuklara anlatmakda zorlandığımız kayıp, ölüm algısı ve hatta bu kaybı yaşamış bir çocuğu anlama, onun dünyayı anlamlandırması üzerinden çocuğu tanıma konusunda yetişkinlere yardımcı olacak güzel kitaplar vardı.


Bununla birlikte - "Öldükten sonra nereye gideceğiz" sorusuna hiçbir dine gönderme yapmadan ama o kadar naif, anlaşılır ve rahat bir anlatımla cevap sunuluyor ki! Kesinlikle görülmesi lazım.


Eğer yolunuz İngiltere'ye düşerse ve çocuk kitaplarına ilginiz varsa kesinlikle uğramanızı tavsiye ederim.


http://talesonmoonlane.co.uk  internet sitesinden de başka görseller ve etkinlikler takvimini görebilirsiniz...


Çok renkli, çok kitaplı, bol keyifli günler ve haftalar diliyorum...


Psikolog Beyza YAŞAR

MiMA Psikoloji - Minik Mucizeler Akademisi

23 Aralık 2013 Pazartesi

Anne Destek Yaşantı Grupları Başlıyor!!

Her dönemin kendine göre farklı zorlukları olduğundan annelere bu zorluklarla başedebilmeleri için destek grupları oluşturuyoruz.

0-3 yaş
Anneliğin ilk tecrübeleri, büyüme dönemlerinin yenilikleri ve değişiklikleri sebebiyle yaşanan kaygı ile başedebilmek amacıyla oluşturduğumuz yaşantı grubumuzda yaşanan ilk tecrübeler ve güçlükler paylaşılacak, çocukların gelişimleri takip edilecek ve sorunlara dair danışmanlık verilecektir. Bebeğinizin büyüme aşamalarının takibi ve ebeveynlerin onun büyümesine adaptasyon çalışmaları yapılacaktır. Çocukların ihtiyaçları, Annelerin ihtiyaçları ve günlük yaşam döngüsü konularında bireysel danışmanlığı da içeren çalışmamız 16 Ocak 2014 perşembe günü başlayacaktır.

3-6 yaş

 Çocukların daha çok sormaya başladıkları, kendi kendilerine bazı şeyleri yapmaya çalıştıkları, eğlenceli ama bir o kadar da zor dönemlerinden olan 3-6 yaş arası çocuğu olan annelere destek grubu oluşturuyoruz. Çocukların iletişim yöntemleri, öğrenme şekilleri, hayal gücü ve oyun tekniklerinin desteklenmesi, sorularına sağlıklı cevap verebilme( ölüm, arkadaşlık, cinsellik gibi konulardaki sorular), pozitif disiplin, sınırlar gibi konularda anneleri bilgilendirerek çocukların sorunlarıyla başedebilmelerini sağlanacaktır. bireysel danışmanlığı, annelik deneyimlerinin paylaşımı da içeren yaşantı grubumuz 16 Ocak 2014 perşembe günü başlayacaktır.

Psikolog Büşra Odabaşoğlu ve Psikolog Beyza Yaşar tarafından yönetilecek "Destek Grubu"'muz ayda 2 oturum olarak gerçekleştirilecektir.
Toplam 6 ay sürecektir (Ocak - Haziran).
Her bir yaş grubu için kontenjan 7 kişi ile sınırlıdır. Kapalı grup olacaktır. (Aradan katılım sağlanmayacaktır)

Şartlar ve kayıt için lütfen minikmucizelerakademisi@gmail.com adresinden ya da 02164426042 nolu telefondan bize ulaşın…

13 Kasım 2013 Çarşamba

Hata Yapabilmek Üzerine!


Çocukların hata yapabilmeleri üzerine çok konuşuyoruz son günlerde. Hem kendi hayatımızda hem de velilerimiz ve öğrencilerimiz özelinde çok gündeme geliyor. Bazı veliler çok rahatken  bazıları çok endişeli ve korumacı olabiliyor. Annelerin yapısal özellikleri birebir yansıyor çocuklara.

Çok eleştirmek, en mükemmeli beklemek, hataya tahammül gösterememek yerine; konuşabilmek, elinden gelenin en iyisini yapmasını beklemek ve tekrar tekrar denemeye yüreklendirmek yönünde desteklememiz gerekiyor çocukları. Ancak bu şekilde kendisiyle barışık ve mutlu çocuklar yetiştirebiliriz. Bu güven hayatlarında ki pek çok şeyden daha önemli. Iyi arkadaşlıklar kurabilmeleri, iç dengelerini sağlıklı bir şekilde oluşturabilmeleri, mutlu olabilmeleri, ümitsiz olmamaları, denemeye ve yeni tecrubelere açık bir birey haline gelebilmeleri bu güven duygusu ile birebir bağlantılı.

Kendine güven duygusunun okul öncesi ve ilk okul süresince temellendiğini göz önünde bulundurursak hem okulun hem de ebeveynlerin bu dönem için özel bir hassasiyet göstermesi önemlidir.

Okulda çocuğun kendisini ifade etme şekli, ilgi alanları, ses tonu gibi pek çok şey bize çocukların öz güveni ile ilgili ciddi ip uçları veriyor. Özgüveni düşük bir çocuğa okul doğru şekilde yaklaşıp bu yönde çalışırsa onu belli bir yere getirebiliyor. Fakat tam olarak istediğimiz noktaya gelebilmesi için ebeveynlerinde okul ile iş birliği içerisisnde olması şart. Zaman zaman ebeveynler eleştirilmekten çok korkuyorlar ve ciddi savunma mekanizmaları geliştirebiliyorlar. Bu noktada her iki tarafında, hem okulun hem de ebeveynlerin, bunu bir sorun olarak görmesi gerekiyor.

Öz güven eksikliği ile ilgili çocuklarla yapılabilecek pek çok şey var, bunlarlar bazılarını aşağıdaki metinlerden çocukların dilinden okuyabilirsiniz.

“Babam bana kriket oynamayı çok küçükken öğretti. Şu anda tam olarak hatırlamıyorum ama galiba iki yaşlarındaydım. Şimdi ise 7. Sınıf Kriket Takımı’nın kaptanıyım ve kendimi harika hissediyorum. Yeni bir okula başlamak ve bir konuda iyi olmak benim için çok güzeldi. Krikette iyi olmam bana bir sürü arkadaş kazandırdı. Özellikle takıma girmek isteyen çocuklar bana iyi davrandılar. Matematik, İngilizce ve diğer bir takım derslerde çok iyi olmadığım için okulda kendimi biraz aptal gibi hissedebilirim diye endişeleniyordum. Ama herkes beni kriket takımının kaptanı olarak tanıyor ve bu benim için her şeyden önemli.”
Stuart, 11 yaşında.

“Annem beni hep diğer çocuklarla kıyaslıyor. Mesela dil bilgisi sınavından 10 üzerinden 8 alsam hemen kimin 10 aldığını soruyorlar. Artık bu testlerden onlara keşke hiç bahsetmeseydim diyorum çünkü testte iyi yaptığımı düşünsem bile hiçbir zaman onlara yetecek kadar iyi olmuyor. Bu durum yüzünden kendimi çok kötü hissediyorum. Acaba her hafta 10 üzerinden 10 alsam yine de eleştirecek bir şey bulurlar mı diye bazen merak ediyorum. Okulu bitirmek için sabırsızlanıyorum, ama eğer bu tür baskılar yaşmaya devam edeceksem üniversiteye gitmek istemiyorum. Üstelik onlara ne hissettiğımi anlatırsam muhtemelen azar işiteceğimi deşünüyorum.”
Troy, 11 yaşında

“Annemle birşeyler yapmayı seviyorum, çünkü hata yapsam bile umursamıyor. En çok tatlı yapmayı, iskambil oynamayı ve ondan şarkı öğrenmeyi seviyorum. Ben bir şeyi yanlış yapınca annem ve ben gülüyoruz. Bazen annem hata yaptığında da biz onu gülüyoruz. Yeni bir şeyler yapmak çok eğlenceli. Bir şey yaparken çok iyi olman gerekmiyor, çünkü deneye deneye daha iyisini yapıyorsun. Ben bir şeyi yapmaktan hoşlanmıyorsam artık onu bir daha yapmıyoruz.”
Alicia, 6 yaşında.

Çocukların buradaki ifadelerinden bir dünya yapılacaklar ve yapılmayacaklar listesi çıkarabiliriz. Ama öncelik sabırlı olmak ve mukayese etmemek. Kardeş kıskançlığından özgüvene, arkadaş ilişkilerinden okul başarısına pek çok şey çocuğun başkaları ile mukayese edilmesinde etkilidir.

Çocukların mükemmel olmaları gerekmediğini, temiz ve titiz olmanın “iyi çocuk” olma ile alakalı olmadığını, deneye deneye daha iyi yapabileceklerini onlara sık sık vurgulamamız gerekiyor. Eleştirinin onları ilerletmekten daha çok gerilettiğini bizim sık sık kendimize hatırlatmamız gerekiyor.

Hiçbir şeyi sorgulamayan değil soru soran çocuklar, herşeye tamam diyen değil yeri geldiğinde tavrını koyabilen çocuklar istiyoruz. Düşüncesini kimseyi incitmeden söyleyebilen, çözüm üretebilen ve sağlıklı ilişkiler kurabilen çocuklar istiyoruz.

Öz güveni olan çocuk eşittir mutlu çocuk.
Öz güveni olan çocuk eşittir başarılı çocuk.
Öz güveni olan çocuk eşittir üretken çocuk.

Daha fazlasına gerek var mı?

Psikolog Beyza YAŞAR

Not 1: Bu konuda çocuklarla okunabilecek kitaplardan biri “Hiç Hata Yapmayan Kız” 1001 Çiçek Yayınları. Yazan – Mark Pett, Gary Rubinstein

Not 2: Yukarıdaki örnekler Boyut Yayınlarından çıkan ve Hilary Pereira’nın yazdığı “Arkadaşım Olur Musun?” adlı kitaptan alıntıdır. 

6 Ağustos 2013 Salı

Kitap * Bay Morris Lessmore'un Uçan Kitapları


Öyle güzel, öyle naif bir kitap ki anlatamam. Bir canım arkadaşım getirdi geçen hafta kitabı. “ Benim hoşuma gitti, senin de beğeneceğini düşünündüm” dedi. Kitabın konusu isminden de anlaşılacağı üzere kitaplar. William Joyce yazmış Joe Bluhm ile beraber resimlemişler. William amca hem hikaye hem de çizim konusunda oldukça yetenekli bir şahsiyet. “Başka neler yapmış neler” diye bakınırken “Oyuncak Hikayesi”nin kahramanlarını da onun çizdiğini öğrendim. Yetenekli bir kişilik yani!

Şunu mutlaka belirmeliyim ki; kitaplar, onların bizim dünyamıza kattıkları, hikayeler, renkler, resimler, hayatlar, harfler gibi daha pek çok kavram ve anlatım var kitapta. Kitaplar siyah beyaz hayatlarımızı renklendiriyor aslında. Bize yeni hayatların kapılarını açıyor, biz bu şekilde başkalarının hayatlarına dokunuyor ve yaşıyoruz.

Ben tabii ki ilk testi kendi kızımda yaptım -her zaman ki gibi-. Kitap kısa olmamasına rağmen sabırla dinledi. Birkaç soru sordu; “Neden baston kullanıyor?” (Morris baston kullanıyordu), “Neden daha okumuyorsun?” (Çünkü kitap bitmişti) gibi. En çok kitapların uçma fikri hoşuna gitti. Yürüyen, dans eden ve hatta uçan kitaplara epeyce kafa yordu.

Bizim kız üç yaşını yeni bitirdi. Yani kitabın hitab ettiği yaş grubunu buradan çıkarabilirsiniz. Ben pek kitap tanıtımlarında ki yaş kriterine uymuyorum kızıma kitap okurken. Önemli olan iyi illüstrasyonlu ve hikayesi sağlam bir kitap olması. Bir de çook uzun olmaması tabi.

Bu arada kitabın bir de animasyon filmi var. Harika bir şey. Aşağıdan izleyebilirsiniz. Allahım o kütüphane, Morris’in gölgesinde oturduğu o büyük ağaç, ciltli kitaplar daha ne güzellikler; anlatmak zor. Hem kitabı, hem de filmi tavsiye ediyorum herkese. Sadece çocuklara değil yani :)

 Kitabın arka kapak yazısı;

“ Herkesin bir hikayesi vardır ve tüm hikayeler önemlidir. Bay Morris Lessmore kelimeleri, hikayeleri, en çok da kitapları severdi. Bir gün beklenmedik bir biçimde Morris’in dünyası darmadağın oldu. Kelimeleri hatta harfleri bile uçup gitmişti. Birden ışık parladı gökyüzünde, ona şans getirecek bir ışık! Mavi gökyüzünde kanat çırpan kitaplar gördü. Uçan kitaplardan birinin peşine takıldı ve ... "





Psikolog Beyza YAŞAR

31 Temmuz 2013 Çarşamba

Sınıfta "disiplin"... DISIPLIN mi? Nasıl Yani!


Disiplin, demokrasi, düzen, eşitlik, adalet, sistem vb pek çok kelime var hayatımda sık sık sorguladığım. Çok kullanılan kelimelerin zamanla içlerinin boşaldığını görüyorum. Bu sebeple zaman zaman zihnimi sıfırlamaya çalışarak bu tür kelimeleri yeniden anlamlandırmaya çalışıyorum.

Bu kavramlar hayatımıza aslında çok erken yaşta giriyor. Mesela çocukken, hele hele evde bizden başka bir çocuk daha varsa işte o zaman adalet ya da eşitlik başka bir anlam kazanıyor gözümüzde. Tüm hareketler kardeşden sonra anne babayı deneme ve tepkilerini ölçme üzerine kuruluyor.

Aile ile tanıştığımız bu gibi kavramlar toplum ile örülüyor, okul ile perçinleniyor. Tüm bu birimler (aile, toplum, okul) bizi aynı şekilde yönlendirirse artık biz hayatı o pencereden anlamlandırmaya başlıyoruz. Örneğin disiplin konusunda bir çocuğun ailesi de okul da (öğretmeni de) aynı olumsuz yöntemleri kullanıyorsa çocuk bir müddet sonra bunu norm kabul etmeye ve bu minvalde tepkiler geliştirmeye başlıyor. Ne gibi; yalan söylemek, sinir krizleri geçirmek yada olumsuz(!) davranışların dozunu arttırmak gibi...

Ben bu konuya psikolog gözlüklerimi takarak; eğitim ve eğitimci penceresinden baktığımda şu anda uygulanan ciddi yanlışlar görüyorum.

Mesela disiplin konusu; pek çok öğretmen tarafından yanlış algılanan ve uygulanan bir alan. Disiplin kelime olarak pek çok kişinin zihninde olumsuz yankılar yapar. Mesela “düşünme köşesi” ya da “birşeylerden mahrum bırakma” teknikleri ilk akla gelenlerden olabilir.

Bu teknikler hiç kullanılmaz diyemem. Tabiri caizse “zıvanadan çıkmış” çocuklar için zaman zaman uygulanabilir. Fakat okullarda bu teknikler çocuğu rencide etmek ve duygularını incitmekten başka bir işe yaramaz; bu çok nettir.

“Aaaa biz ne terbiyeli çocuklardık, ne varmış, anne babamız bize o beğenmediğiniz disiplin tekniklerini kullandılar ama gayette sağlıklıyız işte” sözlerini çevremden çok sık duyarım. Ne kadar sağlıklı oldukları tartışılabilir bence! Ama hem terbiyeli, hem öz güvenli hem de duyguları örselenmemiş çocuklar yetiştirmek mümkün diye düşünüyorum.

Benim zamanımda okulda çöp kutusunun yanında tek ayak üzerinde bekleme cezası vardı mesela. Hatta benimde bunun tadına bakmışlığım vardır. Bu öğretmen tarafından “rezil etme” üzerine kurulmuş bir CEZA dır. “Hııı, demek böyle yapıyorsun, ozaman çık şuraya arkadaşlarının önünde bir rezil ol tek ayak üzerinde beklede gör bakalım” mantığıdır. Bunun çocukta ki karşılığı şudur; arkadaşlarıma rezil olmamak için bu davranışı bir daha yapmamalıyım, ama kimsenin olmadığı bir yerde bunu tekrar deneyebilirim.

Çok net. Çocuklar çoğu zaman bizimle aynı çıkarımları yapmazlar. Bunu onlara sorabilirsiniz. Hatta bazen verdiğiniz cezayı bile anlamlandıramazlar. Çünkü ebeveynler ya da öğretmenler çocuğa herhangi bir açıklama yapma gereği duymadan cezayı yapıştırabilirler.

Bu zor bir dengedir. Özellikle 10-15 kişinin bulunduğu bir sınıfta (ya da çok çocuklu ailelerde)  adil olmak, her çocuğa eşit davranabilmek, POZITIF disiplin teknikleri kullanabilmek ustalık ister.

Nedir bu pozitif disiplin? 4 yaş grubunda özellikle sıklıkla yaşadığımız bazı sorunlar oluyor. Hala egocentrik dönemden tam olarak çıkamadıklarından bir oyuncak üzerinden tartışmalar çıkabiliyor. Biri diyor ki onunla ben oynayacağım , diğeri diyor ki onu önce ben aldım. Burada bizim ögretmenimiz şöyle bir yol izliyor;

1. Öncelikle sorunun ne olduğunu soruyor, (bilse bile bunu çocuklardan dinlemek çok önemli)

2. Onlarla konuşuyor ve aralarında anlaşmalarını istiyor. Ve onlara belirli bir zaman  tanıyor.

3. (Büyük olasılıkla –ilk başlarda- sorun çözülemez) öğretmen yanlarına gidiyor ve gördüğü kadarı ile sorunu çözemediklerini söylüyor. Öğretmen bu noktada kendi fikrini söylüyor. Mesela sıra ile oynayabileceklerini bu sırayı da sayışarak yapabileceklerini öneriyor.

4. Bu çocuklar tarafından kabul edilirse olay sonuçlanıyor.  Eğer kabul edilmezse o zaman öğretmen anlaşma sağlanamadığı için sorun olan malzemeyi ya da oyuncağı ortadan kaldırıyor.

Bu her iki sonuçta da çocuklara şunu soruyorum; Sizce bu adil mi? Tamam mı, sorun çözüldü mü?

Aldığım cevap her defasında “evet” oluyor. Oyuncağın ortadan kalkmasına üzülseler bile kimseye haksızlık yapılmıyor ya da sayışmak onlar için uygun ve adil bir yöntem olarak görünüyor. Neticede kimin çıkacağı bir muamma!

Sınıfta disiplin, sınıfta demokrası, sınıf duzeni, çocuklar arasında adalet gibi konular zannettiğimizden çok daha önemli. Çocukların inanılmaz bir eşitlik ve adalet anlayışları var. Kendi dünyalarına göre.

Davranış eğitimi ceza ile verilemez. Davranış eğitimi doğru örnek olma, sabır ve özveri ile verilebilir. Birşeyin temelini sağlam atmazsak üzerine ne koysak çöker. Çocuklarımız bizden korktukları için bir davranışı yapmıyorlarsa burada bir sıkıntı var demektir. Onların daha sağlam bir ahlaki alt yapıya ihtiyaçları var. Biz gittikten sonra da onlarla kalabilecek bir dayanağa. 

Psikolog Beyza YAŞAR